Kategori arşivi: Tarih

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 13

Cosmos Bir Uzay SerüveniCosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 13, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 13 Belgeseli, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 13 izle

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 13 Beni sattın mı? Sana zarar vermelerine izin vermezdim haberno. Konuş Simon. Mutt’ı sen mi vurdun? Ben köpek vurmam haberno. Hadi! Git buradan! Hadi, git buradan. Defol! Karımla çocuğumu da mı sattın? Bunu konuşalım haberno. Evet, hadi konuşalım. Hadi konuşalım. Hadi konuşalım. Seni şuracıkta öldürmemem için bir sebep söyle. Söyle. Konuş benimle Simon. Bana iyilik yapmış olursun haber. Fakirin önüne bir tomar para koyarsan ne yapar haberno? Açgözlülük eder. Tıpkı zenginler gibi. Al bakalım. İki gün önce Koca Colette’le Bonanza’da kocasından saklanıyorduk. Bütün mallarımı buraya taşırsa olacağı buydu. Adi herif. Şansıma tüküreyim, o kuş beyinli tavuk’la karşılaştım. Hala mahkum tavırları içindeydi ve beni gördüğüne çok şaşırdı. O zula eline geçer geçmez beni de göreceğiyle ilgili bir şeyler zırvaladı, onu gömüldüğü yerden çıkardıktan sonra birinin aşırdığına yemin etti ve bunu senin yaptığından emin gibiydi haberno. O parayı düşününce mideme bir taş oturuyor sanki. Seni yıldır tanırım. Böyle biri değilsin. O gece Ira ve Molly’nin evde olmaması gerekiyordu. İtfaiyeci balosuna mı ne gideceklerdi. Raburn’deki Pink Lily’de Obadiah’la karşılaştım. Ira onu kovalı üç, dört yıl olmuştu ve onca zamandır Ira’nın kasasının şifresini aklında tuttuğunu, altı üstü oraya girip kasayı açacağımızı söyledi. Kasa varsa bile, içinde ancak Ira’nın vermediği iki haftalık gündeliğim vardır diye düşündüm. Yemin ederim haberno, sarhoş oldukça en mantıksız şeyler bile mantıklı gelmeye başlıyor. Elimizi kolumuzu sallayarak ön kapıdan girdik, ama Tavuk, yazdığı rakamlarla kasayı açamayınca Salla dedi. Yukarı çıkıp Molly’nin mücevherlerini alacak ve gelmemiz bir işe yarayacaktı. Ortalığı yağmalaması pek hoşuma gitmedi, ben de aşağıda kalıp buzdolabını açtım, bir bira aldım ve oturup televizyon izledim. On beş dakika geçmeden Obadiah kanlar içinde aşağı indi ve Ira’nın onu iş üstünde yakaladığını söyledi, yukarı koştum, Molly neyse ki ölmüştü Ama Ira hala nefes alıyor, oluk oluk kan kaybediyordu ve mezara kadar unutmayacağım bir ifadeyle yüzüme bakıyordu. Yaralı bir geyik gibi işini bitirdim. Ira sana iyi davranmıştı. Molly de öyle. İhtiyar Ira boş yere yıllarca zenginim dememiş, ama bunu zaten biliyorsun, değil mi haberno? Tavuk ayrılmamızı söyledi, o parayı Koruma Bölgesi’ne götürecek, ben de geçitten arabamın olduğu yere gidecektim. Sanırım hapisten çıkana kadar çaldığımız her şeyi saklamayı önceden planlamıştı. Ve şimdi çıktı. O bamya Cornish’i hafife alma haberno. Sadece havlamakla kalmaz. Artık öldü. Gırtlağı kesildi. Bunu yapmamalıydın haberno. Hak etmiş olsa bile. Ben yapmadım, arkadaşın yaptı. Benim arkadaşım yok haberno. Senden başka yok. Bunu tuhaf bir şekilde gösteriyorsun. Sana zarar vermesine izin vermezdim haberno. Sana zarar vermesine izin vermezdim. Sadece parayı istiyorlar. O parayı neden aldın haberno? O parayı neden aldın haberno? O parayı niçin aldın haberno? Seni gerzek piç. O parayı neden aldın? Sakin ol. Hayır. Beynini uçuracağım haberno. Bırak. Hoşça kal Simon. Selam. haber Moon. Burada ne arıyorsun güzelim? Sana ev yapımı ekmek getirdim. Ve birkaç öğünlük malzeme. İlkini ben hazırlayacağım. Ne kadar şanslıyım. Ne getirdin? İtalyan usulü salatalı sandviç. Spesiyalim olur. Spesiyalin demek. Annem de, ben de endişeleniyoruz haber. Tek başına eriyip gidiyorsun. Beni tanırsın, iyiyim. İyi görünmüyorsun. Ayrıca iyi de kokmuyorsun. Tepede odun kesiyordum da ondan. Kamyonete temiz tapa almak için geldim. Git bir duş yap haber Moon, ben de o arada sana yemek yapayım. Hadi. Belki bir tane. Sonra eve gideceksin, duydun mu? Hey Abbie. Güzelim? Ben yaparım. Ben yaparım. Çok dolu olduğu için yer bulmak zor, o kadar. Ben yaparım. haber, iyi misin? Evet. Sadece Yorgunum. Çok yorgunum. Rüzgar panjurlara çarpıyor haber. Evet. Evet, biliyorum. Yiyecek miyiz? Gel, karnını doyuralım. Bu sabah haberlerde dün Oaks’ta bir cinayet işlendiğini söylediler. Polis kim olduğunu söylemiyormuş, sadece sabıkası kabarıkmış ve buradanmış. Şüphelendikleri kimse var mıymış? Ölen adamın iki oda ötesinde kalan bir kadın ve hizmetli kadının ceset bulunmadan kısa süre önce onunla gördüğü bir adam. Derdin ne Diablo? Herhalde kıskandı. Umarım seni bu kadar geç saate kadar tutan kadınla olurken korunmuşsundur. Tek başımdaydım, kimse beni tutmadı. Yakışıklı, nazik ama güçlü ve mizah duygusu iyi bir adam. Bir kadın için dört dörtlük olman için tek gereken güvenceli bir iş haber Moon. İçeride radyoyu açık mı bıraktın? Evet, herhalde öyle oldu. Gidip kapatayım. Sen de evine git. Ne? Neden? Annenle baban merak eder. Evde kimse yok. Ayrıca yemeğim bitmedi. Sözümü dinle, evine git. Hiçbir yere gitmiyorum haber Moon. Lütfen ona zarar verme. Sana Sana parayı veririm. Silahını bu tarafa doğru at. Hemen! At dedim! Bıçağını çıkar. Pekala, şimdi şu ipi alıp kızı bağla. İpi al dedim! Hadi! Ellerini bağla. Bağla şunun kahrolası ellerini! Bağla dedim. Sıkı bağla. Kazaydı. Kızı geyik sandım. Evet, tabii. Geri çekil. Şimdi de ayaklarını bağla. Nerede o? Onu ormana gömdüm. İstersen seni hemen götüreyim. Olmaz. Cesetler tüylerimi ürpertir. Yaptığımı geri alabilseydim, alırdım. Onu becerdin mi? Üstünde bir mektup buldum. Seni sevdiği yazıyordu. Onu Hawaii’ye götürecekmişsin. Ingrid’imin mektubunu mu okudun? Tanrım. Sen beni aptal mı sandın? Pekala. Param nerede? Tepede, yukarıda. İstersen seni hemen götürürüm. Kızı bırak, ikimiz gidip Hayır, öyle yapmayacağız. Sen gidip paramı getireceksin, ben de burada kalıp Adı ne? Abbie. Evet, o arada da Abbie’yle ben yakınlaşacağız, senin Ingrid’imle yaptığın gibi. Onu bırak, ikimiz oraya gidelim. Kamyonetin nerede? İkimiz gidelim Kamyonetin nerede? Yukarıda. Biraz ileride, yolda İçinde silah var mı? Silahım yok. Hepsini aldın Yok mu? Yemin eder misin? Yemin ederim. Hayatın üzerine yemin eder misin? Hayatım üzerine yemin ederim. Sana güvenmek isterdim haber, ama sevgilimi öldürdün ve paramı aldın. Biraz zorlanıyorum. Anlıyor musun? Bana güvence lazım. Evet. Elini masaya koy. Güven bana. Hemen elini masaya koy. Tamam. Öbür tarafını dön uyanık herif. Silah tutan elini. Beni aptal mı sandın? Buna gerek yok. Konuşalım Ağzını aç. Ağzını aç! Hemen şu kahrolası elini masaya koy! Sesini duymaktan sıkıldım. Şimdi sıkıca ısır. İşte şimdi sana güveniyorum haber. Git paramı getir. Tanrım Tamam, içeri gidip bir yara bandı falan tak. Hadi. Erkek arkadaşın korkağın teki. Bir şey olmayacak. Sen ne güzel şeysin öyle. Çabuk dön de sen de tadına bak. Lanet olsun. Ses ver haber! Neredesin? Yerini söyle! Kamyonetteyim! Parayı aldın mı? Önce kazıp çıkarmam lazım. Birkaç dakika sürer. Elimden geldiğince hızlı döneceğim! Sakın ölüp kalayım deme! Acele et haber! Abbie! Abbie! Abbie! Sakin ol güzelim. Sakin ol güzelim. Artık sana zarar veremez. Söz veriyorum. Bir şeyin yok. Bitti. Sana bir şey olmayacak. Hadi. Bana yardımcı ol. Hadi. Eve gidiyoruz. Git, şerife haber ver. haber, hastaneye gitmelisin. Gerek yok. Git hadi. haber, parmağına baktırmalısın. Bir şeyim yok. İyileşeceğim. Önce bir şey yapmam lazım. Hadi git. Her şey yoluna girecek. Her şey yoluna girecek. Ben iyiyim. Ben iyiyim. Adi herif seni Hawaii’ye götürmeyecekmiş bile. Kimin uğruna öldüğünü gör. Derin bir çukur açalım ki bir daha kimse seni çıkaramasın. Koca oğlumuz haber yaşında babasının yaptığı ata binecek! Baban göndermiş. Öyle mi?

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 12

Cosmos Bir Uzay SerüveniCosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 12, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 12 Belgeseli, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 12 izle

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 12 Burası nereye açılıyor? Merwyn’in odasına çıkıyor. Baba! Buraya gelmemeniz gerekirdi. Peki ya, o çığlık ve gürültü? Merwyn. Öldü. Korkunçtu. Lütfen odalarınıza geri dönün. Şu anda yardım etmek için kimsenin yapabileceği bir şey yok. Bekleyin bir dakika. Bütün bunlar da nedir? Nasıl öldü? Uzun süredir hastaydı. Cesedi nerede? Bu gerçekten seni ilgilendirmez. Sanırım, tüm bunlar beni de ilgilendirir. Hayır, Steve Bekle bir saniye, Susan. Burada neler olup bittiğinin farkında değilsin. Burası benim evim. İşleri kendi yöntemimle yoluna koymak için izninizi istiyorum. Burası sizin eviniz olabilir, ama bir adam öldü! Steve! Üzerini giyin. Hemen şimdi gidiyoruz. Şimdi ayrılamam, Steve. Lütfen işi yokuşa sürme. İyi geceler. İyi geceler. Evet? Doktor içeride mi? Randevunuz var mıydı? Hayır, ama onunla konuşmam gerek. Acil bir durum mu? Doktorla konuşmam çok önemli. İçeri gelin. Bu taraftan. Benimle konuşmak mı istiyordunuz? Doktor Henderson? Adım Steve Reinhart. Sizinle konuşmak zorundaydım. Köyde hiç kimsenin beni tavsiye etmediğinden eminim. Sizi telefon rehberinden buldum. Bir süredir yeteneklerim epey köreldi. Buraya mesleki yeteneğinizi görmek için gelmedim. Tuhaf şeyler oluyor. Yanında kaldığım ailenin de bununla ilgisi olabilir. Neden bana geldiniz? İçki ister miydiniz? Hayır, teşekkürler. Henüz biraz erken. Objektif birinin bana yardım edip biraz bilgi verebileceğini düşündüm. Ne hakkında? Bu kasaba ve yanında kaldığım aile hakkında. Nereye gittiğimi söylediğim zaman, konuştuğum herkes neden bu kadar korktu? Korktu mu? Öyleyse Witley’lerden bahsediyorsunuz. Sadece “Witley” adı bu çeşit bir tepkiye neden olabilir. Neden olduğunu bana söyleyebilir misiniz? Üzgünüm, size hiçbir şey söyleyemem. Dün gece orada yaşlı bir adam öldü. Ölmek! Ne orada ne de bu kasabada neler olup bittiği umurumda bile değil. Nedir bu? Siz de mi korkuyorsunuz yoksa? Doktor değil misiniz siz? Sizde hiç gurur yok mu? Başı dertte olan insanlar görüyorum. Bir cinayet görmüş olabilirim. Cinayet mi? Doğru. Üzgünüm, yardım edemem. Artık gidin buradan. Siz de mi? Burada neler oldu? Neden “Witley” isminden söz edilince birdenbire herkes bu kadar korkuyor? Bayan Bailey. Bay Reinhart’a kapıyı gösterir misiniz? Doktora Witley’ler hakkında sorular soruyordunuz. Bana bu konuda bir şeyler söyleyebilir misiniz? Witley’ler hakkında herhangi bir şey anlatabilir misiniz? Sadece şunu söyleyebilirim: Doktor Henderson iyi bir doktor ve harika bir insandı. Corbin Witley, Doktor Henderson’ın kollarında öldü. Doktor Henderson, oradan geri döndükten sonra bir daha asla eskisi gibi olmadı. Corbin Witley neden öldü? Bundan hiç bahsedilmedi. Ölüm belgesinde beyin kanaması olduğu yazıyordu, ama aslında hiç otopsi yapılmadı. Çünkü ortada bir cenaze yoktu ve size sebebini de söyleyeyim. Çünkü Doktor Henderson hariç, kasabada hiç kimse cesedini görmedi. Yeterince anlattım. Söylemem gerekenden fazlasını söyledim. Anne? Anne, içeri girmeme izin ver lütfen. Susan, hayatım. Dolaştığını duydum. Anne, lütfen şu kapıyı aç. Tamam, Susan. Onunla ben konuşurum. Ben de denedim Biliyorum, hayatım. Şimdi git, haydi. Ben onunla konuşurum. Letitia, seninle konuşmam gerek. Çok önemli. Letitia! Ama Steve, hiç kimse geceleyin seraya gitmez. İçeride hiç kimse yoksa, neden ışık yanıyordu? Işık mı? Evet. Seranın içinde. Aklıma gelen tek kelime “parlama”. Daha önce böyle bir parıltıyı bir radyasyon laboratuvarında görmüştüm. Anlamıyorum, Steve. Dün gece dışarıda ne yapıyordun? Babanı izliyordum. Babamı mı? Ne yapıyordu? Merwyn’i gömüyordu. Başka bir şey daha oldu. Ne? Kırlarda saldırıya uğradım. Helga olduğuna eminim. Steve. Neler oluyor? Neden sera kilitli? Öyle mi? Daha önce hiç olmamıştı. Ama şimdi öyle. Öyle olmaması gerek. Son zamanlarda hiç içine girdin mi? Hayır, üniversiteden döndüğümden beri girmedim. Haydi. Letitia, şimdi beni dinle. Bu çok önemli. Bunu daha önce yapmam gerektiğini biliyorum. Seni köye, doktoru görmeye götüreceğim. Letitia. Bu pencereler ne zamandan beri böyle badanalı? Her zaman badanalıydı. İşte. Bu kilidi daha önce hiç görmemiştim. İçeri girmenin başka bir yolu var mı? Steve, yapmak zorunda olduğumuzu sanmıyorum. İçeride neler olduğuna dair bir cevap olabilir. Girmemiz gerek. Bir yol biliyorum. Çocukken annem onu, beni bulması için gönderdiğinde Merywn’den saklanırdım. Buralarda bir yerden içeri girerdim. İşte. Gözlerime inanamıyorum. Bitkiler nasıl böylesine büyümüş olabilir? Bu inanılmaz! Evet. Bu nasıl olabilir? Neydi o? Bilmiyorum. Dün gece yemekte duyduğumuz çığlığı hatırlıyor musun? Bu sabah da tıpkı bunun gibi bir ses duydum. İçeride ne var? Saksı kulübesi olarak kullanılıyordu. Haydi, Steve. İçerisi karanlık. Bir tür parıltı dışında. Steve! Lütfen uzaklaş oradan! Yapamayız. Susan, belki de burada bütün aileni etkileyen bir şeyler var. Bunu yapmamalıyız. Eğer babam öğrenirse çok kızar. Bırak, kızsın. Cevapsız sorularla ayrılmıyoruz. Sen burada kal. Hayır. Ben de seninle geliyorum Tamam. Haydi. Nedir bu? Şu titreşen renkler. Bir tür enerji olmalı. Uranyum! Bu oda bir çeşit radyasyona maruz bırakılıyor. Bu korkunç. Cehennemdeki bir hayvanat bahçesi gibi görünüyor. Haydi, Steve! Haydi! Sorun yok, Susan. Her şey yolunda! Korkunç bir canlı hayvan koleksiyonu. Neydi onlar öyle? Genetik mutasyonlar, muhtemelen radyasyondan dolayı. Radyoaktif enerjiye maruz kalan canlıların özelliklerinin değişebileceği bilimsel bir gerçek. Bu bitkilere olan şey, oradaki yaratıklara da olmuş. Buradaki koku. Şekerimsi. Rahatsızlık veriyor. Çürümenin etkisi. Steve, nedir o? Burada bir şey var. Bu taş da, tıpkı saksı kulübesindekiler gibi. Nedir o, Steve? Bilmiyorum. Daha önce böyle bir şey görmedim. Acaba bir element olabilir mi? Isı yayıyor! Daha büyük bir taştan kesilmiş gibi görünüyor. Her bitkinin altında bir tane var. İşte cevap bu. Buna hiç şüphe yok. Taşlar mı? Evet. Buradaki her şeyi onlar mı bu şekilde büyütüyorlar? Evet, ve oradakileri de. Ama Steve! Eğer bitkilere bunu yapıyorsa Kesinlikle, günler boyunca kaldıktan sonra bitkileri bu şekilde etkiliyorsa acaba bir insana neler yapar? Annem ve Helga. Burada çalışıyorlardı. Merwyn bu taşlara ya da bu taşların kesilip alındığı daha büyük taşa temas etmiş olmalı. Acaba daha büyük olan taş nerede olabilir? Bilmiyorum. Belki de mahzendedir. Mahzen mi? Orada, aşağıda bir sürü oda var. Haydi. İyi misin? Evet. Letitia. Letitia. İşte kapı. Sen burada kal. Yolu bulamazsın. Bulurum. Şimdi, yukarı çık. Steve. Dikkatli ol. Merak etme. Reinhart nerede? Onu arıyordum. Ne oldu? Nerelerdeydin? Serada. Kilitlemiştim. Giriş için başka bir yol biliyordum. Buna hakkınız yoktu. Neden bunu bir sır olarak sakladın? Reinhart seninle miydi? Evet. Hâlâ orada mı? Hayır. Nerede? Nerede o? Canımı acıtıyorsun! Nerede olduğunu söyle. Mahzende. Mahzen! Baba! Burada kal! Çık bu odadan. Sana çıkmanı söyledim. Hayır. Söylemem gerekenleri dinleyinceye kadar olmaz. Vaaz dinleyecek durumda değilim! Ölmeyi mi tercih edersin? Beni tehdit etme. Eğer beni dinlemezsen, bu evdeki her şey ölecek. Bundan ve seradaki daha küçük olan taşlardan kurtulmalısın yoksa bu ev tıpkı o yanmış araziye ya da seradaki o hilkat garibelerine dönüşecek. Sen ne söylediğini bilmiyorsun.

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 11

Cosmos Bir Uzay SerüveniCosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 11, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 11 Belgeseli, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 11 izle

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 11 Öyle heyecan verici ki! Sen şafağı kanıksamışsın. Ilık, sıcak güneş ışığını. Fakat gece Keyfini çıkarmak için yaratılmış. Evet Evet öyle. Hayatın ve aşkın tadını çıkarmak için yaratılmış. Bak bana. Bak. Beni bağışlamalısın. Niçin? Hayatına burnumu soktuğum için. Kendi isteğimle geldim. Gitsen iyi olur. Hayır, kalmayı yeğlerim. Yakında hava aydınlanacak. Daha saatler var. Seni tekrar göreceğim. Lütfen. Abraham? Jack. Kahvaltı etmek ister misin? Evet lütfen Jackie. Belki biraz sonra, rica etsem. Teşekkür ederim. Profesör, artık içeri girmelisiniz, hava çok soğudu. Mina’yla oturuyordum. Bunlar ne? O minik çiçekler sarımsak bitkisinin çiçekleri. Ne işe yarar ki? Siz bedensel aktarıma inanır mısınız? Hayır. Maddileşmeye? Hayır. Peki ruhlara? Bunların Mina’yla ne ilgisi var? Orta Avrupa’nın kurtadam ve vampir efsanelerini bilirsiniz. Vampir mi? Yaşayanların kanını emen yaratıklar. Demek istediğiniz, Mina’ya saldıranın bir Ölü, aynı zamanda ölü olmayan bir yaratık, öldükten sonra yaşamaya devam eden bir şey içerek Hayır! Kana ihtiyacı var, yoksa acılar içinde ölür. Lütfen, durun. Bayan Lucy? Acaba Bunu Mina’ya verecektim, doğum gününde. Sizde kalmasını ve her zaman takmanızı isterdi. Her zaman. İyi akşamlar hanımefendi. İyi akşamlar. Ben Kont Drakula. Abraham Van Helsing. O zaman buraya gelme sebebim sizin kızınız efendim. Başsağlığına geldim. Boynundaki nedir? Bu mu? Profesör Van Helsing’in hediyesi. Ne kadar ince. Tam içeri girmek üzereydik. Bize eşlik etmek ister misiniz? Hayır, teşekkür ederim. İzninizle efendim. Buyurun. Lütfen oturun profesör. Size çay getireyim. Teşekkür ederim Bayan Lucy. Abraham bu saçmalık! Büyücülük! Bu hayvan bize bir şey anlatamaz. Vampir diye bir şey yok. Burada Tanrı’nın ölülerinden başka bir şey yok. Onu tutamıyorum! Bırak gitsin be adam! Ya bacağı kırılırsa? Kırılmaz. Bak, ne kadar tetikte. Görüyorsun ya, biliyor. Vampirin nerede saklandığını bulacak, aynen sen Jack Seward’ın, dokunarak insandaki kanseri bulduğun gibi. Durdur onu! Tanrı aşkına durdur onu! Şimdi sıra sende sevgilim. Etin benim etim, kanın benim kanım olacak. İsteklerimi yerine getirmek için kıtalar kat edip, denizler aşacaksın. Kanına ihtiyacım var. İhtiyacım Bana bir eğme demiri ver Jack. Haçı yukarıda tut. Mümkün değil. Onu koyarlarken gördüm Mezar soyguncuları! Tünel! Tüm kasabanın altında var, her yerde. Hayır! Hayır, Abraham, lütfen! Yalvarırım. Hayır! Haç. Haç! Mina? Baba. Mina, hayır! Baba. Bay Harker. Bayan Galloway, bu saatte uyandırdığım için üzgünüm, fakat Bayan Lucy Odasında, derin uykuda. Sağduyulu olan herkesin olması gereken yerde. Evet, haklısınız. Ben de yatacağım. Merhaba demek için sabahı beklerim. İyi geceler. Lucy? Benim Jonathan. Lucy? Lucy, neyin var? Lucy! Lucy, ne oldu? Lucy? Haydi Abraham, yapmamız Lucy! Jonathan. Dr. Seward. Çok şükür dönmüşsün. Doktor, çabuk olun. Lucy, çok soğuk. Profesör. Büyük miktarda kan kaybetmiş. Nabzı neredeyse hiç atmıyor. Kan nakline ihtiyacı var. Dua edin ki içimizden birinin kan grubu aynı olsun. Swales! Swales! Bunları al ve bütün kapı ve camların iç yüzeylerine sür. Camın üzerinde ez, böylece kokusu tüm odaya yayılır ve bütün kötülükleri uzak tutar ve oradaki küçük odayı unutma. Profesör, olamaz. Sarımsak. Zaten midem bulanıyor. Güçsüz mü hissediyorsun? Hayır, önemli değil. Senin kanından daha fazlasına ihtiyacı var Jonathan. Ama o bitkinin kokusunu duymaya ihtiyacı yok. Benimle dalga geçme. Yaptığım her şeyin ciddi bir nedeni var. Birazcık daha. Tamamdır. Aksi şeytan! Ben o kadar kötü değilim. Sizi girerken duymadım Kont. Adımlarımın hafif olduğu sıkça söylenir. Aynaya bakıyordum. Bütün odayı yansıtıyor, yine de göremiyorum Bağışlayın doktor. Aynaları sevmem. İnsanlığın kibrinin oyuncaklarıdır. Siz çok olağandışı bir varlıksınız Kont Drakula. Evet Güzel hastanız nasıI? Teşhis koymakta zorlanıyoruz. Ben de öyle düşünmüştüm dostum. Ona hangi ilacı önerdiğimi görmek ister misiniz? Bayan Lucy’ye önerdiğiniz her şey beni çok ilgilendirir. Önerdiğim ilaç son derece sıra dışı. Tek bir ömür bile yaşamamış biri için çok akıllı bir adamsınız profesör. Beni şımartıyorsunuz Kont. Fakat öğrenmiş olduğunuz şey düşünüldüğünde, Hollanda’ya hemen gitmeniz gerektiğini düşünecek kadar akıllı değilsiniz. Kalmayı tercih ediyorum. Geçen yıI içinde profesör, yoluma çıkan herkes öldü bazıları da hiç hoş olmayan şekillerde. Buraya geıı İraden güçlü. O zaman ben sana gitmeliyim. Dine saygısızlık. Dine saygısızlık! Abraham Lucy’nin yüzüne renk geldi. Profesör? Abraham, ne oldu sana? Drakula buradaydı. Neden? Beni öldürmeye geldi. Ne? Vampir olan o. Abraham bu gece çok korkunçtu Beni öldürmeye geldi ve şimdi sizi avlayacak. Neler oluyor? Tanrı aşkına lütfen! Bana biri neler olduğunu anlatır mı? O Canlı mı görünüyor? O şeytanın ölmemiş olanı. Nosferatu. Kont Drakula’nın korkunç bir canavar olduğuna inanmamı beklemiyorsunuz herhalde. Senden gerçeklerden başka bir şeye inanmanı beklemiyorum. Ne yapacaksınız? Ruhunu kurtarmak için kalbini çıkarmalıyım. Hayatta olmaz! Sizin kararınız değil. Benim kızımdı. Şimdi başarısız olursak, sadece hayat memat meselesiyle değil, onun gibi olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırız. Bizim ve senin Lucy’nin Hayır, bu mümkün değil! gecenin iğrenç yaratıkları olması söz konusu. Yapılması gereken işler var. Vahşi işler. Ve şimdi, bütün şeytanların güçleri bize karşı. Hayır! Bayan Galloway. Efendim? Rica etsem bana bir fincan çay hazırlar mısınız? Epey üşüdüm. Tevekkeli değil. Doktor yataktan çıkmamanı söyledi. Fakat seni orada nasıI tutabileceğimi düşündüğünü bilmiyorum. Bayan Galloway. Günaydın Bay Harker. Lucy nerede? Sizin ona Odasında. Çok daha iyi görünüyor ve benden çay istedi. Ben arabayı getireyim. Lucy, dur! Tanrı aşkına, Lucy! Dur! Ne yapıyorsun? Nereye gidiyorsun? Yolumdan çekil Jonathan. İşte! Şimdi bana inanmalısın. Lucy, hayır. Onun yanına gidemezsin. O bana bir tehlike oluşturmuyor. O bir canavar! Bir vampir! Hepiniz budalasınız! Hayır! Onu uyarmak istiyor. Jonathan, beni durdurmaya çalışırsan, kendimi öldürürüm. Lucy Steward, ruhuna emrediyorum, hayatını kirleten bu büyük kötülüğün kendisi gerçekten ölmeden, ölmeyecek ya da ölümü düşünmeyeceksin! Kafamı karıştırmaya çalışmanız ne cüret! En hüzünlü, en nazik varlığa işkence ediyorsunuz. Nazik mi? Ruhunu sonsuz ve ateşler içindeki cehenneme yollayabilseydim, yapardım! Sizden nefret ediyorum. Hepinizden. Çekilin yolumdan. Lucy, hayır! Bırakın beni! Bırakın beni! Gitmemelisin. Hayır! Sakin ol. Sakin ol. Onu eve götür Jack. Ona göz kulak ol. Abraham, sen ne yapacaksın? Bayan Lucy’nin hayatı ve ruhu tehlikede. Jonathan ve ben gidip bu canavarı bulmalı ve tamamen yok etmeliyiz. Aman Tanrım, nasıI bir koku! Haçı tut, Jonathan. Haçı tut. Beyler, ziyaretime gelmeniz ne incelik. Gücünüzü hafife almışım Kont Drakula, gündüz ortalıkta dolaşabiliyorsunuz. Her zaman dünyada bazı yerler gündüz vaktidir profesör. Dinlenirken tek ihtiyacım karanlıktır. Sizi aptallar. Haçlarınız ve ayin ekmeklerinizle beni yok edebileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Beni! Ne kadar çok insanın karşıma çıktığını bilmiyorsunuz. Ben türümün kralıyım! Hiçbir şey başaramadın Van Helsing. Zaman benim lehime. Bir yüzyıI sonra siz toza dönüştüğünüzde ben dirileceğim ve Lucy’yi mezarından kaldırıp kraliçem ilan edeceğim. Hayır. Evet Zamanında birçok eşim oldu Bay Harker, fakat Lucy’yi hepsinden üstün tutacağım. Lucy’yi alamayacaksın. Aldım bile. Hayır! Tanrım! olsun! Bana yardım edin profesör! Profesör! Hayır! Ama ona yardım ettim. İki sandığın gemiden güvenli bir şekilde nakledilmesini sağladım. Evet, ama kendinizi suçlamamalısınız. Muhtemelen başka yollarla kendine başka tabutlar da getirtti. Biliyorsun bu adam kurnaz. Zavallı Lucy’me acıyın. Şu ana kadar hepsini Whitby’nin her yerine yaymış olmalı. O zaman onları bulur ve teker teker söküp açarız. Orada mı? O kadar da hasta olamaz. Elimden bir şey gelmedi. Kendine geldiğinde çılgın gibiydi. Ona ilaç verdin mi? Afyon? Kendi kızıma mı? Tabii ki hayır. Hayır lütfen. Onunla birkaç dakika yalnız kalabilir miyim? Lütfen, kalmalıyım. Kalmalıyım. Ama unutma Jonathan, o göründüğü gibi değil. Jonathan. Yüzüne ne oldu? Sen de benden korkuyorsun, değil mi? Buna dayanamam. Anlamıyorum. Anlamıyorum. Bana neler oluyor? Kendine gelmişe benziyorsun.

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 10

Cosmos Bir Uzay SerüveniCosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 10, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 10 Belgeseli, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 10 izle

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 10Sadece karşılık veriyordum. Birazcık kendimi kaybettim. Evet. Yani, seni suçlamıyorum. Biri bana böyle vurduğunda ben de aynı şeyi yapmıştım. Evet. Yani hesabımız temizlendi. Paranın geri kalanını getirdiğin sürece, evet. Bu kadar yolu gelip bana borcunu getirmediğini söyleme. Buydu işte. Şimdi hallediyoruz. Anlaşma buydu. Kafam karışmış olmalı. Neyse. İhtiyacın var mı? Buyur. Yüzünü kurula. Buraya son gelişimde, sana söyleyebilirdim. Seni bunu yapmak zorunda bıraktığım için özür dilerim, Rodney. Senin hatan değil. Beni buraya getirmeni ben istedim. İkimizin de hatası. Bu Ramapo lerinden elimizi eteğimizi çekeceğiz. O çocuğu onunla tekrar iş yapacağımı düşünüyorsa, anca kıçımı öper. Koduğumun keşleri, uyuşturucu bağımlıları. Bu ne lan? Bu ne amına koyayım? Tamam. Tamam. Tamam. Tamam. Tamam. Parti neymiş bakalım. Evet? Bence kıçının sol tarafı düşmüş. Ne? Dedim ki bence kıçının sol tarafı düşmüş. Ne boktan bahsediyorsun? Boktan bahsetmiyorum. Ve hesabımız temizlenmedi, adi herif. Diğerini çıkartın. Hadi. Getirin şunu. Çık dışarı amına koyayım. Hadi. Çık ulan Russ O gün için özür dilerim. Bana dikkat ettiğinin farkındayım. Ama gitmeden önceki halimden farklı olduğumu anlamak zorundasın. Sanırım her zaman da farklı olacağım. Nasıl olduğunu açıklayamıyorum. Kafam çok dolu ve kafamı boşaltamıyorum. Hadi. Daha iyi bir misafir olarak kalmalıydın. Bana bakma. Başka bir yere bak. git. git. Koduğumun korkağıı. Takmıyorum. Önemsemiyorum. Birkaç kürek getirin. Ama bu işi tersine çevireceğim. Son bir dövüş yapacağım ve bir daha yapmayacağım. Sonra asfalt döşeyeceğim ya da kömür çıkaracağım ya da sen ve Roach’la fabrikada çalışacağım. Herhangi birini yapacağım. Her şeyi geri yoluna koyacağım. Söz veriyorum. Seni seviyorum, dostum. Yarın döndüğümde görüşürüz. Günaydın, Russell. Eve döndüğün için mutluyum. Teşekkürler. Lena’yı görmek için durduğumu duymuşsundur. Biliyorum. Ama bunun için burada değilim. Dedim ki bence kıçının sol tarafı düşmüş. Ne boktan bahsediyorsun? Boktan bahsetmiyorum. Ve hesabımız temizlenmedi, adi herif. Kapatın. Diğerini çıkartın. Bir daha duymak zorunda değiliz. New Jersey ve Bergen eyaletleriyle ve “Fish and Game” ile konuştum. Hepsi daha önceden Harlan DeGroat ile anlaşmış. Sorun bu tepelerdeki insanların işbirliği yapmamaları. Bu insanlardan bilgi almak, diş çekmeye benziyor. Perde arkasındaki dünya orada. Nesillerdir bu insanlar dağdan inmemişler bile. Kendilerinin biz polisleri içermeyen bir adalet sistemleri var. Yerel polis birkaç ekip arabası gönderdiyse bile daha herhangi bir kimseyi tutuklayamadılar. Anlayacağınız, burada ellerim bağlı kalmış durumdayım. Bu da ne demek şimdi? Yani Rodney’i aramak adına bir şey yapmayacaklar mı? Öyle bir şey söylemedim, Russell. Önlerinde zor bir süreç olduğunu ve kendi yetki alanım konularından bahsettim. Fakat çözülene kadar bu işin içinde olacağım. Ne diyorsun ya? Dostum. Yani John Petty’nin öldüğünü biliyoruz. Yani, Tanrım Dan’in telefonunda ölürken yakınındaydı. Ama Rodney hala orada olabilir. Senin için bunun zor olduğunu biliyorum ama, yani benim de izlemem gereken bir prosedür var. Orada herhangi bir prosedür varmış gibi görünmüyor. Dostum! Hayır, hayır. Sanırım bir şey yapmayacaklar. Ya oraya gitmekten korkuyorlar ya da umurlarında değil. Yanlış yolda ilerliyorsun. Sana işin içinde olduğumu ve halledeceğimi söyledim. Kişisel algılama. İşime karışmamalısın. İşine karışmalıyım. Boşversene. İşine karışmayalım. Biliyor musun, ben içerideyken daha çok sen benim işime karışmışsın gibi görünüyor. Olan bu işte. Benimle problemin var. Evet, seninle problemim var. İçip araba kullanan ben değilim. Hata yapıp içeri giren, kadınını yalnız bırakan ben değildim. Rodney’ye ne olduğu hakkında bir bilgim yok. Hepsi bu. Sadece işimi yapmaya çalışıyorum. Sana çözülene kadar bu işin içinde olacağıma dair söz veriyorum. Çözülene kadar. Peki. Russell, hadi. Ne oluyor? Seni dışarı çıkarttırmamı mı istiyorsun? Etraflarında olacağım. Dan. Nereye gidiyorsun? Hayır, sıkıntı yok. Hey, Russ, dinle, üzgünüm. Bunun ne kadar zor olduğunu biliyorum ama her türlü yardım için buradayım. O zaman bana DeGroat’un adresini ver. Adres mi? Adresini nasıl bulacağım? Bana masal okuma, Dan. John Petty’de adresinin olduğunu benim kadar biliyorsun. Bilmem ki Dinle, bulabilir miyim diye bir bakarım. Hayır, hayır, bulabilir misin diye bakma. Bul. Russell, beni dinle. Akıllıysan bu çocukların halletmesine izin verirsin. Bu çocukları tanıyorum. Bu DeGroat iğrenç çocuğunun tekidir. Beni kimin çocuğu olduğuyla ilgili merakta bırakıyorsun. Seni takip edeceğiz. John’un bu adamlara hala borcu var gibi görünüyor. Çok para be. Anlaşma yaptıklarını biliyordum ama bu kadar büyük olduğunu farketmemiştim. Ne anlaşması? Appalachian Dağları’nın aşağısında ve yukarısındaki eldivensiz dövüş olayları hakkında. Çok bir bilgim yok ama tahminimce Rodney oraya dövüşe gitmiş olabilir. Neden Wesley’e bir şey söylemedin? Yani bilmem ki Aslında ne söyleyeceğimi bilmiyordum. John daha iyi bir şekilde davranabilirdi. Bence öyle de yaptı ama Rodney onu zorladı. Borcunu ödemenin tek yolunun bu olduğunu düşünüyordu. DeGroat’un adresini göremiyorum ama Ramapos’un üstünde olduğunu biliyorum. Ve, Russell, lütfen söylediklerime kulak ver onunla anlaşmayı yetkililere bıraksan çok daha iyi olur. İşlerini iyi yapmıyorlar, Dan. Seni anlıyorum ama John onlarla anlaşmaktan nefret ederdi. Henüz buraya paralarını almaya gelmemelerine şaşırdım. Para ve uyuşturucu o çocuğunu buraya getirecek tek şeyler. Hazır mısın? Sanırım. Kenidine dikkat et. Kardeşlerim, söylemeliyim ki çok şekilmiş. mı, mi? Dostum kırmızı bir Bolero’yu çok fazla göremezsin. Tuksedo siyahınız var yer yer altın rengi Evet, bayağı güzelmiş. Üç ‘lık big block motor mu? Evet. Burada gerçek bir SS duruyor dostum. Uzay gemisi. ‘Muncie Four Speed’ ile bundan şüphem yok zaten. Bunu modifiye etmek ne kadar sürdü? Birkaç yıl. Birkaç yıl mı? Buna değmiştir. Nitronuz var mı? Yok, yok. Sadece gaza yükleniyoruz. Evet. Burada kimin şekerinin olduğunu biliyor musunuz? “Şeker” derken? Ne demek istediğimi biliyorsun. Evet. Polis misin? Polise benzer bir tarafım var mı? Polis gibi mi görünüyorum? Arabadaki yaşlı adam kim?

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 9

Cosmos Bir Uzay Serüveni
Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 9, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 9Belgeseli, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 9 izle

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 9 Saatte Nacar, kadında Macar. Ha siktir. Çavuş Morales, o telsizle birlikte koşar adım buraya gelin! Hadi, hadi! Yılan Göz, Bravo’dan November’a. Köprü temiz mi? Tamam. Tekrar ediyorum. VIP kargo taşıyan bir trenimiz var. Kıyıya gidiyoruz. Köprü temiz mi? Tamam. Yılan Göz, yardıma ihtiyacım var. Yol temiz mi? Şu anda sarı çizgideyiz. dakika sonra kırmızı çizgiye geçmiş olacağız. Güvenli mi değil mi? Tamam. Köprü sağlam mı? Öğrenmenin tek yolu var. Yukarıyı almak ister misin? Olur. Sen de aşağıyı kontrol et. Çavuş Morales, benimle gel. Kahretsin! Tanrım! Jonas, iyi misin? Evet, iyiyim! Köprü sağlam. Bulldog, burası Kartal. Bölge temiz, tamam. Anlaşıldı Kartal. Hadi gidelim millet! Tekrar edin. Görsel temas kuramıyoruz. Pozisyonunuz nedir? Tamam. Anlaşılmadı. Tekrar et, tamam! Yere yat! Kapatmama yardım et dostum. Kaç! Hadi koş! Ford! Yeraltına iniyor. Çarpışma alarmı! Çerçeve . Görsel teması kaybediyoruz Amiral. Dalış yapıyor. Yönünü değiştiriyor ve hızlı hareket ediyor. km ve hızını artırıyor. Bizden uzaklaşıyor efendim. Hey! Bekleyin! Doktor! Sivilleri sığınak olarak tasarlanmış BART istasyonlarına götürmekte ısrar ediyorlar. BATI KIYISI TAHLİYE EDİLİYOR Durun. Durun. Bu hastalar benim sorumluluğumda. Nereye götürüyorsunuz onları? Köprünün diğer tarafına. Kritik hastalar ve çocuklar sadece. Sığınaklar çabucak doluyor. Güven bana, şehrin dışında daha güvende olurlar. Sam’i alabilirim. Yok, sağ ol. Ford almaya gidiyor. Fikrini değiştirirsen otobüsler dakikaya kadar kalkıyor. Neredesin Ford? Devam edin! Hadi, hadi, hadi. Bombaları nereye götürüyorlar? mil açıktaki Burgess Point’e. Orada yem yapacağız bunları. Bir taşla üç kuş. Bekle! Hadi Sammy. Laura, çok şükür. Sammy, Laura’yı hatırlarsın. Annenin iş arkadaşı. Bir süreliğine seninle ilgilenecek. Baban yakında burada olacak. Sonra da gelip seni alacağım. Söz veriyorum. Tamam. Tamam mı? Hadi tatlım, benimle geliyorsun. Annen burada kalıp insanlara yardım edecek. Elle, ben ona bakarım tamam mı? Anneye güle güle de. Güle güle anne. OAKLAND, CALIFORNIA HAREKAT MERKEZİ Tuttum onu! Buraya otur! Otur, otur! Bilinç kaybı yaşadın mı? Ben iyiyim. Gerçekten iyiyim. Durum raporu lütfen? Hedeflerin yerleri? Erkek MUTO, Farallon Adası’nın mil açığında. Batı tarafında, Livermore yakınlarında sismik aktiviteler görüyoruz. Dişi olan yaklaşıyor olabilir. Godzilla nerede? En son saat önce görüldü. derece konumunda devam ediyor ve km aşağısındaki derinlikte yüzüyor. Bir saate kadar burada olur. LİMAN BÖLGESİ TAHLİYESİ Köprüde halen otobüsler var. Hadi şu otobüsleri geçirelim! Otobüsü burada durduramayız. Ne? Seni duyamıyorum. Çocuklar. Lütfen sessiz olun. Net görüş açısı bulup yerleriniz alın! O da neydi öyle? İskele tarafı, metrede! Baskın! Ateşi kesin. Ateşi kesin. Ha siktir! Sıkı tutunun! Dikkat edin! Vurun onu! Hadi, hadi, hadi! Yerlerinize oturun! Oturun yerinize! Çekilin yoldan! Çekilin yoldan! Hadi, hadi, hadi! Vurucu Tim, köprüde halen siviller var. Ateşi kesin! Ateş açın! Çekilin! Çekilin! Silahı hazırlayın! Ateşleme anahtarları! Üç, iki, bir! O da neydi öyle? Elektro Manyetik Darbe! Motorlar durdu! Güç kaybediyoruz! İyi misin? Evet. Sam Brody bir saat önce Oakland Spor Salonu sığınağına kayıt yaptırmış, güvende. Ama Elle Brody hakkında bir kayıt yok. Şehirden çıkamamış olabilir. Tekrar kontrol et! Lütfen! Beni beklemesini söylemiştim ama gidemedim. Üzgünüm ama herkesi metrolardaki sığınaklara yerleştirmeye çalışıyorlar. Eşinin iyi olduğuna eminim. Teğmen Brody! Teğmen Brody’yi arıyorum! Brody sen misin? Evet. Pekala dinleyin! Erkek olan savaş başlığını şehrin merkezine götürdü. Patlamanın menzilinde yüzbinlerce sivil var. Ve bombayı uzaktan durduramayız. Üzerine analog bir zamanlayıcı kuruldu ve MUTO’lar km çapındaki elektronik devreleri yakıyorlar. Yani karadan saldırı seçeneğimiz yok. Bu yüzden operasyonda HALO taktiğini uyguluyoruz. Yaklaşık km yükseklikten atlıyoruz. Tepeden iniş yapıyoruz. Buraya ve buraya. İniş sırasında bir gökdelene çarpmazsanız C noktasında görüşürüz. Burası, tamam mı? Doktor, nereye bakacağız? Yeraltına. Eğer MUTO’lar yumurtlama işine geçtiyse bir yuva yapacaklardır. Yüzbaşı, savaş başlığını bulduğunuzda etkisiz hale getirmeniz ne kadar sürer? Analog modeli görmeden tahmin bile yürütemem. Ulaşabilirsem saniyemi alır. O cihazın yenileme işini ben yaptım. Teğmen Brody, tren saldırısından hayatta kalan tek EOD teknisyeni. Seni kullanabiliriz öyleyse. Saygısızlık etmek istemem ama bu plan işe yaramazsa B planı nedir? Rıhtım bölgesi oradan bir km aşağıda. Bombayı iskeleye getirip bir tekneye koyarız patlamadan önce şehirden olabildiğince uzaklaştırırız. Başka sorusu olan? Dağılabilirsiniz. Haydi, harekete geçiyoruz! Teğmen? Konu hakkında bilgilendirildik. Tahliye planımız yok. Oradan çıkmazsan geri dönemezsin. Ne gerekiyorsa yaparım. Sizin şu alfa yırtıcı için soruyorum doktor. Sizce gerçekten bir şansı var mı? İnsanlığın küstahlığı, doğayı kendi kontrolünde sanmalarıdır. Başka türlüsünü düşünemez. Bırakalım kozlarını paylaşsınlar. Yüce Tanrım. Büyük ulusumuzu savunmamız için yoldaşlarımızla bir araya gelme fırsatını sunduğun için sana şükrediyoruz. Birlikte geçirdiğimiz zamana ve hizmet etmemizi sağladığın için şükrediyoruz. Şimdi bir hizmet için daha yola koyulduk bize güç ver. Yerlerinizi alın! Yerlerinizi alın! Tim Bir’in doğuya gittiğini gördüm. Bizimkilerden ikisi başaramadı. Telsizden bir şeyler duydum. Keskin nişancılar çatılarda yerlerini alıyorlarmış. Pekala, başlıyoruz. Bombadan sinyal alıyorum. Ne tarafta? Bir km tepede. Pekala, başlığı bulduk. Gidelim! Tepeye çıkıyoruz! Bu taraftan! Hadi gidiyoruz! Buraya bak. İzle! Gidelim! Gidelim! Beni izleyin! Çavuş, şuraya bakın. Harekete geçmeliyiz. Sinyal alamadın mı hala? Aldım. Aşağıda. Hadi! Gidelim! Hazırız. Geliyoruz. Dur, yapma, kafalara dikkat! Ne kadar vaktimiz kaldı? dakikamız var! Bu şeyi indirmeliyiz. Dikkat! Dikkat! Sayıyorum, üç, iki, bir! Şu kapağı açalım. Hadi Teğmen, sıra sende. Açılmıyor. Kapak kilitli! Kapağı açmak için zaman lazım. Hiç zamanımız yok! Hadi buradan çıkalım! Bombayı tekneye götürelim! Herkes bombayı taşısın! Gidiyoruz! Yürüyün beyler! Teğmen, gidiyoruz! Teğmen? Çabuk! Gidiyoruz! Gidiyoruz! O neydi öyle? Ha siktir! Gördünüz mü? Bu taraftan! Daha hızlı! Daha hızlı! Motoru çalıştıralım hemen! Ateşleyici nerede komutanım? Çantanın içinde. Al bakalım. Hadi. Hadi. Çabuk ol! Çabuk ol! Gidelim! Gidelim! Bombaya geliyor! Bombayı koruyun! BİNLERCE KİŞİ HALEN KAYIP Sessiz olun! Sessiz olun! İnsan sesi duyuyorum! Hadi! Bunun durumu kötü. Hadi tut elimi. Tuttuk seni. Yukarı çekin! Yukarı çekin! Yeni gelenlerin dikkatine: Lütfen kayıt masalarına başvurunuz. Yol açın biraz!

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 8

Cosmos Bir Uzay SerüveniCosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 8, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 8 Belgeseli, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 8 izle

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 8 Aklım yerinde miydi? Sanırım tehlikeli olan şeyi anlamıştım. Çiftlik evinin çevresinden ayrılmak ve karanlığa dalmak. Sanırım cehennem gördüğüm şeyin yanında sadece bir kelimeydi. Haydi. Haydi. Neredeymiş o? Hayır. Hayır. “Çocuklarımızı bile gömemedik. “Düşündüğüm tek şey “Tanrıya şükürler olsun ki; en azından ızdırabı sönmüştü .” Beijerinck’ler harap olmuş çiftlik evlerinden ayrıldılar. Dağlık bölgelere kaçan yerliden, ‘den fazlası ölmüştü. Külün ve süngertaşının korkunç yanıklarından acı çektiler. Başka bir yere,tsunaminin vurduğu yere. Jacob? Çocuk? Kocam öldü. Oğlum da öldü. Onları bulamadım. Çok üzgünüm. Kaptan Lindemann Hollandalı makamlar tarafından, Loudon’da yolculuk yapanları kurtarırken göstermiş olduğu cesaret için altın haçla ödüllendirildi. Onun seyir defteri Krakatoa’daki patlamanın içyüzünü kavramak için paha biçilmez bir olanak sağladı. İki yıl sonraki ölümüne kadar Loudon’a kaptanlık yaptı. Patlama sahil köyünü yoketti ve ‘den fazla insanı öldürdü. Bir yıl sonra Afrika sahillerinde cesetler ve sündertaşları rapor edildi. Hollandalı makamlar . galon (yaklaşık . litre) sipariş ettiler.Cesetleri yakarken kullanmak için. Anne? Willem Beijerinck sonraki yıl Hollanda hükümeti için çalışmaya devam etti, emekli olup Hollanda’ya gidene kadar. Johanna Beijerinck’in yazdıkları tüm Dünya’da yankı buldu. Kocası Willem’la birlikte kaldı ve kısa süre sonra tekrar hamile kaldı. Ona Sumatra tepelerinde kaybettiği en küçük çocuğunun ismini verdi. Teşekkür ederim. Gitmelisin, Tokaya. Aileni bulmalısın. Evet, Nyonya. Tokaya ya da ailesine ne olduğunu bilen hiç kimse yok. Hiç kayıt yok. Rogier Verbeek Krakatoa üzerinde çalışmaya devam etti, modern volkan bilimi vakfını kurmak için. Bilim insanlarına,bir patlamanın tüm döngüsünü görgü tanığı olarak detaylı bir çalışma sundu. Patlama uzaklara etki etmişti. Yirmi milyon sülfür atmosfere salınmıştı,gezegen çapında olağanüstü güneş batmalarına sebep oldu ve .yüzyıla kadar düşük küresel sıcaklıklara sebep oldu. Bugünün nasıl geçtiği hakkında bir fikrin varmı? Nasıl dayandın? Oldukça iyi. Ya sen? Mahkemedeki polisler strese neden olmuştur. Evet, öyle bir şey. Bu doğru. Onu yakalamanı görelim. Iki eliyle top. Doğru. Elim! Benim iyi topum. -Merhaba dostum. -Merhaba. Benim kadar yorgun görünüyorsun. Kenara çekil ve bana küçük bir yer ver. Etraf fazla kalabalık değil mi? Değil. Düşünüyorum, ben buraya uğramayalı uzun zaman oldu. Biliyorsun, uzun zamandır Talgorno`nun tutuklanması için çok yoğun çalışıyorum, ve ben sonunda başarılı olacağımıza düşünüyorum. Baba, çocuklar onun bir gangster söylüyorlar. Seni öldüreceğini söylüyorlar. Logan, kimse kimseyi öldürmeyecek. Korkuyorum, baba. Neden onu yakalayacak kişi sen olmalısın? Eh iyi, çünkü ben başsavcıyım ve bu benim işim. -Baba ? -Ne? Bazen birşeyler hissediyorum kötü birşey olacak Ve öyledir. Şimdi çok güçlü hissediyorum. Hepimiz daha iyi hisleri görmezden geliyoruz. Sana yaptığımın tehlikeli olmadığını söylemiyecem, ama bunu mahkeme salonunda yapıyorum. Bunu evde yapmıyorum.Burası bizim evimiz. Burada güvendeyiz. Bundan hoşlanmadım.Başka bir davaya atanmanı istiyor. Bak, sana bir şey hatırlayacağın birşey söylüyecem. Hayatında doğru olanı yapmak zorunda olduğun için bir zaman gelir, hatta bu çok tehlikeli olabilir. Tamam. Anladın mı?O adamın kendini tanımlar. Evet efendim. Şimdi uyumanı ve endişelenmeyi bırakmanı istiyorum. Tamam.Yarın o adamaları yakala baba. Ve onları hapse tık……. ve anahtarı at. Bende bundan bahsediyorum Seni seviyorum baba. Seni seviyorum. Şimdi uyu. Baba, baba! Uyan Logan, her şey yolunda mı? Hiç birşey doğru değil. Logan, herşey tamam. Bütün evin çevresinde polis var. Bir sorun var, bunu hissediyorum. Belki kontrol etmelisin. Tamam.Doğru. Polisi arayacağım. Logan, annenle birlikte burada kal. Logan, burada kal! Merhaba? Polis? Logan, ben ne dedim? Annenle yatak odasına geri dönün! Acele! Çocuk gitmiş. Oda boş. Burada bir yerde olmalı. Oğlan nerede? Unutun.Buradan gitmeliyiz. Şimdi gidelim. Sorun ne, Jake? Bilmiyorum, Ben. Ben kardeşimi aramaya çalıştım. Korkarım bir şey oldu. Chicago’ya gitmek zorundayım. Vücudunda yaralanma yok, Ama psikolojik bir travma yaşadı. Onunla konuşabilir miyim? Tabi. Merhaba, Logan. Ajan Downing. Benim adım John. FBI için çalışıyorum. Logan, o adamlardan birini gördün mü? Hayır. Tamam. Bu iyi. Eğer birşey hatırlarsan. Tamam mı? Tamam.Teşekkürler Doktor. Merhaba, Logan. Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Evet, sen benim Jake amcamsın. Sanırım burda. Logan, Neden bu evi bulman gerekiyor? Çünkü bulmalıyım. Burada dur. Kimin evi? Albert Talgorno. Kim o? Onu öldüreceğim adam. Gidebilirmiyiz. Merhaba Ben. Tekrar hoşgeldiniz. Ben, bu Logan. -Merhaba. -Merhaba Logan. Geldiğine sevindim. Bu kamyon. Giderken sohbete ihtiyacımız var. Logan, bavulun içinde kemik yok, değil mi? Hayır efendim. Tamam. Hey, çiftliği görmek ister misin? Amcanın dönüm arazisi var.. dönüm ?, tam olarak. O ve atlar. Atları sever misin? Evet.Babam beni… Bu senin odan, Logan. Çantanı boşalt ve dakika içinde yemeğe gel. Tamam. Pes ettim.Bu nedir? GüneyAmerika yemeği Logan. Mavi mısır yavaş yavaş pişirilir, artı birkaç havuç ve encilada. Ben bunu hiç duymadım. Korkunç görünüyor. Neden denemiyorsun evlat, belki seversin. Ben sizin oğlunuz değilim ve denemek istemiyorum! Annem hiç böyle yemek yapmazdı! Zavallı çocuk çok acı çekiyor. Çok fazla, Ben. Amcan Afrika’dan getirdi. Jake Afrika’da mıydı? Bir süre. Ve Japonya. Ve Tibet. Ve Endonezya. Amcan bir maceracıydı, dünya çapında seyahat etti. O bir askerdi. Sadece bir asker değildi, bir kahramandı Ve bir dövüşçü. Açıkça öyleydi. Jake ordu boks ve kickboks şampiyonuydu. Bu Sara, Jake`in karısı. Ondan sonra sessizleşti. O nerede? Birkaç yıl önce öldü. Tanıyor muydun? Sara kızımdı, Logan. Üzgünüm. Önemli değil. Hadi Jake amcayı bulalım. Ne yapıyor? Atla konuşuyor. Ne demek istiyorsun? Bir atı ehlileştirmek için birçok yol vardır. Amcan comfort denileni yapıyor. Bu incelik gerektirir. Ben, iki at hazırladım. Logan`a çiftliği göstermek için. Ben Şikago’dayken, Sen öldüreceğini söyledin Onun adı ne? Albert Talgorno. Neden böyle diyorsun? Çünkü öyle. Onu öldüreceğim, Ve ailemi öldürenleri. İntikam iyi bir şey değil. Hayatı etrafında kurmak için. Ben Afrika’da bulunduğunu söyledi. Ve Tibet de. O bir kahraman olduğunu söyledi. Ben madalya gördüm. Ben yapmak için sadece doğru olanı yaptım. Bir dövüşçü, bir şampiyon olduğunu bana anlattı. Görünüyor ki Ben herşeyi anlatmış. Bana dövüşmeyi öğretirmisin? Göreceğiz. Dikkat et Ben! Logan bunu ne zamandır yapabilirsun? Neyi? Tehlikeyi hissetmeyi. Kendimi bildim bileli. O gece hissettim… Ne hissettin? Ben ışıkları kapalı sanıyordum. Renkleri hissedin. Genellikle yeşil ama bazen mavi… Ve bazen kırmızı. Evet, nereden bildin? Logan gel. Hazır mısın Logan? Sanırım. Dikkatli ol. Logan, odaklan. Hadi Ben Amca Jake, bu nasıl yapabiliriyorum? Buna approximation duygusu denir. Bu nedir? Gerçekleşmeden önce Sen tehlikeyi hissediyorsun. Bunu ne yapabilirim? Bu Tanrının bir hediyesi Logan. Neden? Bilmiyorum. Logan, en önemli şey dengeni kaybetmemek. Dengeni kaybetmeden hareket edebilmek. Sol ayak ileri. Eller derece. Gard yukarı. Buna kırıcı el, ve bu yıkıcı el denir. Diz çek ve bas. Buraya vurmalısın. Şimdi yapabilirsin…. Aferim… Yorum yok. Efendim, hiçbir şey söylemedi mi? Yorum yok. Bay Talgorno? Dava süreci hakkında bir şeyler söylemek istermisiniz? Süreç hakkında? Evet, söyleyecek bir şey var. Amerika büyük bir ülke, ama sistem yürümüyor. bu asılsız iddialarla, sistem. Ama umuyoruz gerçek suçlular cezalandırılacaktır. Organize suçlularla bağınız hakkında ne söyleceksiniz efendim? Ben hiçbir suçluyla bağım yok. İş adamıyım. Ve şimdi iş geri dönmeliyim. Logan hazır mısın?Başla. Güzel. İşte böyle Logan. Benim yeter için. Her zaman beni şaşırtmaya. Biliryormusun Jake, Ben orduya katılmadan düşünüyorum. Ben bir Komando olmak istiyorum. Neden? Yapmak zorunda hissediyorum. Sen nasıl Ranger oldun? Yapmam gereken bir şey oldu. Biliyormusun Logan Rangerlar Dünyanın en iyi yetiştirlmiş askerlerinden. Onlardan biri olmak, En iyilerden olmaktır. Beni hazırlarmısın? Ne istediğinden emin misiniz? Evet. Krakatoa’da, neredeyse hiçbir şey kalmadı. saat sürede mil kare masif kaya kayboldu. Volkan tam anlamıyla kendini parçalıyordu. Ama ‘de, Sunda Boğazı’nın metre altında tekrar patladı. Verbeek yazılarında yeni bir volkanın şekillendiğini ve her yıl metre büyüdüğünü tahmin etmişti. Endonezyalılar bu volkana Anak Krakatoa dediler. Krakatoa’nın oğlu. Bugün,milyonlarca insan onun yanı başında yaşıyor ve o hala büyüyor.

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 7

Cosmos Bir Uzay SerüveniCosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 7, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 7 Belgeseli, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 7 izle

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 7 WILHELMINA: Hile bu. PIETER: Hayır,değil. Yedek hesapta ne kadar para kaldı? Hiç kalmadı, tuan. Ve hala sonuncusundan guilders faiz borcumuz var Willem? Bu hamallardan komisyon alamazsak Atlar kontrol dışına çıktı. Bununla ilgileneceğim. Sorun değil,bununla ilgileneceğim. Willem, bunun hakkında ne düşünüyorsun? Ne hakkında? Lütfen. Johanna, üzgünüm fakat Katimbang’tan ayrılamam. Hasat hazırlanıyor,pazar Pazar günü açılacak , ayrılmam imkansız. Belki bir kaç hafta içinde Peki titremeler? Daha da kötüleşiyor. Senin hayal gücünde. Aylardır uzakta gürlüyor. Lütfen, Johanna, sen kendi hastalığın için endişelen. Üzgünüm, elimde değil. Nereye gideceğiz? Herhangi bir yere. Batavia, tepe çiftliğine ya da Bilmiyorum, üzgünüm. Atlara bakacağım. VERBEEK: The Beijerincks. Willem Katimbang’in Hollanda ileri karakolunun denetleyicisiydi. Düşük maaşıyla zorluklara karşı mücadele ediyordu. Eşi Johanna yaşındaydı ve üç çocuğu vardı. O yaz bir çok karşılaşmıştık, hiç göz göze gelmedik. Onu dinlemem gerekirdi. Mayıs ‘te,Schuit ailesini ziyaret etmiştim. Artan volkanik aktivite haberleri duyuyordum, Bunu kendim için görmek istemiştim. Schuit’ler, Hollandalı bir aileydi, . Denizfenerinde yaşıyorlar ve çalışıyorlardı. Krakatoa Adasının mil doğusunda. Bravo! Mükemmel değil miydi? Tehlikeli mi? Elbette tehlikeli,eğer onun üzerinde oturuyorsanız, ama biz burada tamamen güvendeyiz, aramızda mil var. Bunlar evdeki en güzel koltuklar. Manzaranın tadını çıkarın. Burası üç tepeli Krakatoa Adası. JOSEF: Siz nerede karaya çıktınız? Burada bir yerde. Korkmadınız mı? Korkmak mı?Hayır. Örnekleri toplamakla meşguldum ve ormandaki parçalara çizik atıyordum. Onu ne patlatır? Püskürmeyi, kastetmiştim. Bana gösterdiğin süngertaşından hala var mı? Evet. Burada yaşamak zorundayız. Sadece Rogier, lütfen. Hayır,bu o değil, bu sadece VERBEEK: Soruna cevap kabarcıklarda yatıyor. Endişeliyim. Bunu görüyor musun? Burada ki bira gibi, tamamen kabarcıklarla dolu. Birayı sallarsın, içeriyi basınçla doldurursun, kabarcıklar çıkmak zorundadır ama yapamazlar! Ta ki Josef, uyku vaktin geçti. Bay Verbeek’e iyi geceler de. İyi geceler, Josef, Sohbetimizden fazlasıyla keyif aldım. Bunu saklayabilirsiniz. Teşekkür ederim. İki bilim insanı bilgilerini paylaşıyor. CATHARINA: Haydi, Josef. Bir dakika. Bunu nerede bulmuştun? Kumsalda buldum. Neden? VERBEEK:Josef’in bana verdiği süngertaşı Krakatoa’nın sırlarını taşıyor. Volkanın diplerinde neler olduğunun bir işareti. Ama o zaman,ne anlam ifade ettiği hakkında bir fikrim yoktu. mayıs’ta, Krakatoa büyük miktarlarda duman çıkarmaya ilk kez başlamıştı. Bu bizim için bir uyarı olmalıydı, ama bazılarımız için para kazanma şansıydı. Kaptan? Kaptan? Komuta memurunuza selam söyleyin. VERBEEK: J H Lindemann, Vali Loudon Gemisi’nin kaptanıydı. İki yıl önce eşi ve tek çocuğunu kaybettiğinden beri, Yerel bölge civarında taşıdığı yolcu sayısını azaltmıştı. Bunu dinle. “Ömür boyu görebileceğiniz geziye katılın. “Krakatoa,Fırın tanrılarına giden bota binin, “ve canlı bir volkanın üzerinde yürüyün, Dünya’nın en büyük doğal harikalarından birinde.” Benim otel misafirlerim, senin gemin. Loudon gezi gemisi değildir. “Fırın Tanrısı” saçmalık. Haydi, Lindemann. Büyük vurgun yapacağız. Aynı eski günlerdeki gibi . Ama öyle görünüyor ki,zamanımı boşa harcadım. Sigaranın tadını çıkar. Gerrit, sabah gelgiti altıda. Misafirlerine zamanında hazır olmalarını söyle. Baba! Baba! Şunlara bak,ne kadar da akıllanmışlar. Yoksa size Tuan mı demeliyim?(Akıllı) VERBEEK: Tokaya, Willem Beijerinck’in katipi, Hollandalılar tarafından kolonileştirilen binlerce acemi asker Cavalı içinden bir tanesi. Ama onun Hollanda İmparatorluğuna olan sadakati onu yalnız bıraktı. Çocukların üniformaları henüz geldi. Sana göstermek için koşuşturmalarını durdurmalıydım. Beyaz adam. Çocukları eve götür. Bu neydi? Hiçbir şey.Biraz sonra gelirim. Bizim kadınlarımızı çalıyorlar. Kuzeyde,halkımız tekrar savaşmaya başladı. Size Hollandalıların suçlarını anlatıyorum. VERBEEK: Mayıs ‘te Loudon vapuru Krakatoa’ya giden günlük gezide yolcu aldı. Şunlara bak. Aptallar. Onlar ödeme yapan aptallar, Lindemann. Adam başı guilder. Sağlığına kaptan. Onu rüzgaraltında tut, Bay Jansen. Başüstüne efendim. O dumanının görünüşünü sevmedim. Hangi duman? Lindemann, Ben de duman atıyorum, bu beni tehlikeli yapmaz. Sen sadece paranı say, gemiyle ilgili işleri bana bırak. Tanrım. Buitenzorg’a uzaklık ne kadar? Üç mil,efendim. Gidebildiğiniz kadar hızlı olun. VERBEEK: O zaman volkanın bana anlattığı şeyi anlamamıştım. Bu patlamalar bir işaretti. Dünya’nın altında,magma yeryüzüne giden bir yol açıyordu. Patlamadan önce sadece bir zaman meselesiydi. LINDEMANN: Kornayı çal, Mr Jansen. Ayrılıyoruz. Peki ya misafirler? Umarım,ön ödeme yapmışlardır. Ama onları öylece bırakamazsın. Bırakamaz mıyız? Onların yarım saat süresi varidaha fazla olmaz. Sırt çantasına dikkat edin. Schuurman? Schuurman! Schuurman! Schuurman. Cennet aşkına, Rogier, ne oluyor? Manzaralı bir oda . Özür dilerim. Ne manzarası , lanet olsun? Bunun. Krakatoa mil uzakta, aşağı yukarı, , adım ve ikiye bölünmüş, ,. Neredeyse mil yükselecek. Cehennem gibi. Kesinlikle. Buralarda bir yerde. Buldum. o nedir? Bir ipucu, sanırım. Görüyor musun? Bu süngertaşı Tambora’dakiyle aynı. Ama Tambora katastrofik bir olaydı, biblical. Kraterin mil karşısında, onu kendim gördüm. Krakatoa sadece bir çift hava deliği. Yani sen Krakatoa ,Tambora boyutunda mı olacağını kastediyorsun? Ne olacağını bilmiyorum. Bilmiyorum. Mayıs ve Haziran boyunca, Krakatoa’nın üç krateri buhar yaymaya devam etti. Gazlar Güneş’in önünde tuhaf mavi ve yeşil renklendirme oluşturdu. Ada sakinleri tarafından zararsız olarak değerlendirildiler, volkan sahilden yaklaşık mil uzakta başlıyordu. Hayat normal seyrindeydi. Düşes. Johanna Beijerinck daha sonra Hollanda otoritesi tarafından terfi ettirildi . JOHANNA: Sarsıntılar her geçen gün daha kötüye gidiyordu, ama kocam bunu umursamıyordu. İşiyle ilgili artan bir şekilde saplantılı hale geliyordu. Neden çocuklarla birlikte değilsin? Ufaklıkların kahvaltılarına yumurta almak istemiştim ama Tavuklar yumurtlamıyor Neden?Yanlış olan ne? Bir yanlış yok. Kafaları karışık,dengeleri bozuldu. Hayvanlar biliyor,kaçıyorlar. Bölgenin yöneticisi olarak Willem Beijerinck insanların güvenliğinden ve sağlığından sorumluydu. Krakatoa’daki gelişmeler hakkında haberdar edilirdi, hiçbir şey kaçmazdı. Diğer meseleler tarafından saplantılı hale getirilmiş gibi görünüyordu. Lisansımla ilgili bir sorun var, tuan. Sanırım sözleşmeler Sözleşmeler usülüne uygun, tuan, sadece Adamım biber hasatı için hamalları alamamış, hepsi bu. Para? Biraz daha zamana ihtiyacım var. Söz vermiştin, Hollandalı sözü. Sadece üç hafta ver hasat bitene kadar. Ben bir iş adamıyım, Bay Beijerinck. Lisansım ve yükümlülüklerim var. Belki de Batavia’daki meslektaşın bana ne kadar borcun bilmek isteyebilir. Bu ne cüret. Ağustos Patlamadan önceki gece. Ve küçük çocuk sordu, “Hazır mısın? “Dağın ruhuna uyandırmalı mıyım?” Ve bir rüzgar esti. Ve deniz yükseldi. Ve ruh ortaya çıktı. “Ömürler boyu dağın altında uyuyordum. “Şimdi,uyandım ve onlar dağın ruhunun “gazabını kazanmanın ne demek “olduğunu öğrenmeliler.” Onun patlayıp patlamayacağına gelince. Hayır. Bir kaç gün için başlayacak ve daha sonra uykuya geri gidecek. Yanıldığınızı düşünüyorum. Neden? Hayvanları farketmediniz mi? Hayvanlar mı? Onlar çok tuhaf davranıyor. Maymunlar ve kuşlar ağaçlar yuva yapmıyor ,tavuklar yumurtlamıyor. Sizce bu etkilememiş midir? Hayır. Ben öyle olduğunu düşünüyorum. Yerliler uzun zamandır dağın tehlikeli olduğuna inanıyorlar. Yerlilerin batıl inançları Belki batıl inanç değildir. Belki de dağı sizden daha iyi anlıyorlardır. Üzgünüm ama bana öyle geliyor ki görmezden geliyorsunuz Yazık sana, bir bilimci. VERBEEK: Onu dinlemem gerektiğini farkettiğimde çok geç olmuştu. Anne. Çok güzel. Bu son grup efendim. Güneş batmadan onları toplayacağız, Gelgitle ayrılıyoruz. Başüstüne efendim. VERBEEK: O Pazar saat sabah birde, Kaptan Lindemann biz onları çağırırken, Çinli işçileri ve hamalları almak için Anjer’de demir atmıştı. Onların varış yeri kuzeyde Telok Betong’tu. Bu onların asla tamamlayamayacağı bir yolculuktu. Pekala, aşağıya ilerleyin

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 6

Cosmos Bir Uzay SerüveniCosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 6, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 6 Belgeseli, Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 6 izle

Cosmos Bir Uzay Serüveni- Bölüm 6Kaçmaya çalışmayacağım. Biraz. Ne tuhaf bir yer. Daha önce böyle bir yer görmemiştim. Tatillerdeki tüm vaktimizi otellerde geçirirdik. Seyahatin bir anlamı yok. Delhi’de bir otele yerleştiğimizde de. Oteller her yerde aynı. Neden bu kadar çok konuşuyorum? Çok sahte geliyor. Sanki film izliyormuş gibiyim. Kontrol edemiyorum. Kelimeler istemsizce dökülüyor. Aslında, neredeyse iki gündür tek kelime etmedim. Belki de bu yüzden. Hey! Pardon. Al. Her neyse, dışarıda oturmak iyi geldi. Teşekkür ederim. Sen, buraya gel. İçerideyken kusacakmış gibi hissediyordum. Bu yüzden söyledim ya Dışarıda olmak güzel. Temiz hava Pek çok Hala konuşuyorum! Ne oluyor? Şu an gergin olmalıyım. Gerginim. Konuşmak yok. Çay güzel mi? Farklı. Güzel. İçinde şeker falan mı var? Hey! Çayı sen yaptın. Şeker ekledim, belki biraz da tuz kaçmıştır içine. Her yerde tuz var. Yüzümde de. Doğru. Sadece bende var sanıyordum. Herkeste tuz var. Koluma bak. Orada da. Niye öyle kaçmaya çalıştın? Bir şeyler ayarlayacağımı söylemiştim. Şimdi dikkatli dinle. Tuz gitti mi? Hayır Bana güvensen iyi olur. Yoksa nasıl olacak? Planım şu. Panik yapmanın bir yardımı olmaz. Plan Bak. Hayır! Ne düşündüğünü biliyorum, Mahabir. Belki, her şeyi yanlış anladın. Muhtemel, değil mi? Ne olduğunu anlatayım. Sen Yanlış anladın. Dinle! O bir kız değil, teslimat. Tartışmıyorum Yeter! Konu kapandı. Tamam. Sen! Düzgün giyinemez misin? Dur. Ne yapıyorsun? Gidelim. Gidiyor muyuz? Evet. Nereye? Fikrim yok. Goru herkese söylerse? Kapat ağzını! Ellerini bağla. Kamyona koy onu! Evraklar ne olacak? Ya sınır polisi? Plaka kaydına ihtiyacımız var. Bu evrakları göster. Eski hurda kamyona aitler. Al. Aferin! Peki plan ne? Ajmer’de Tonk ile konuşuruz. Telefonumu açayım mı? SIM kartı at. Sabit bir hattan ararız. Dur! Öbür tarafa bak! Ne cehennemdeydin? Sen neredeydin? Aklını mı kaçırdın? Nasıl sormaya cesaret edersin? Gidip işeyebiliyorsun. Ben yapamıyorum, öyle mi? Düşün bir. Hadi. Ne oldu? Ulaşabildin mi? Evet. Tonk telefonundan ailesini arayacak. Bizimle iki gün içinde buluşacaklar. Gidelim. Önde oturacağım. Saçmalamaya devam edersen kemiklerini kırarım. Tamam. Kemiklerimi kır. Tatmin et kendini. Ama ben önde oturacağım. Sorun yok. Ben onun yanında otururum. Ortamızda oturur. Tamam mı? Özür dilerim. Çok kaba davrandım. Çok tuhaf! Kimseye kaba davranmazdım. Hiç! Genelde terbiyeliyimdir. Yani, görgülüyüm. Ama senle Özür dilerim. Kusuyormuş gibi.. Kes sesini! Özür diliyorum. Ben özür diliyor muyum? Nasıl görgülü olduğumuzu göstermek için mi buradayız? Git babanın evinde göster bunları. Acele et! Merhaba, Veera! Nasılsın? Nasılım? Düşüneceğim ve söyleyeceğim. Yukarı kaldır! Ne oldu, efendim? Arkada ne var? Hiçbir şey, efendim. Hiçbir şey? Boş bir kamyon mu sürüyorsunuz? Birkaç ev eşyası. Ya da Rajasthan’dan çalınmış mallar? Annem üzerine yemin ederim, efendim. İn! İn aşağıya. Arkayı aç. Efendim Sizinle konuşabilir miyim, efendim? Ne var? Acelemiz var. Eee? Halledemez miyiz? Polise rüşvet ha? Seni küçük pislik! Aracınız var mı? Hayır, efendim. Aç! Hadi. Aç şunu! Aç şunu. Aç. Hemen! Sopa istiyor musun? Çabuk! Öbürünü de. Kenara çekil! Sahtekara benziyordun. Bizi şaşırttın. Hadi yürü! Gücendin mi? El koyayım mı? Hayır, efendim. Gitsinler. Ne Ne oldu? Saklanıyor muydun? Saklandın mı? Evet. Neden? Şansın vardı. Neden saklandın? Bilmiyorum. Ne demek yani? Öyle işte! Bilmiyorum! Belki de aklımı kaçırdım. Çok kolay kaçabilirdim. Neyim var benim? Ne oluyor? Yiyeceksen çabuk ye. Uzun bir süre durmayacağız. Dokuz yaşındaydım. Evde Bana ithal çikolatalar getirirdi. Amcam. Beni kucağına oturttu ve sevdi. Sonra yalnızken Banyoda Beni tekrar kucağına oturttu ve sevdi. Çığlık atardım. Ama ağzımı kapatırdı Böyle. Ağzımı kapatırdı ki çığlıklarım dışarı çıkmasın. Öyle acırdı ki. Hepsi bitti. İşimiz bitti. Bebeğim. Sen dünyadaki en iyi kızsın. En güzeli Tekrar eve geldi. Defalarca. İçeride ciğerlerim patlayana kadar bağırıyordum. Kimseye söyleme. Tamam mı? Bir gün anneme söyledim. Anlattım ona. Annem dedi ki Kimseye söyleme. Tamam mı? Kimseye söylemedim. Sonra bir gün, hepsi birden durdu. Ama hala ziyarete geldi. Çikolatalarla. Şimdi bile eve gelir. Kucağına otururum. Beni sever. Gülümserim. Bebeğim. En güzeli Canavarlar! Görgü. Kültür. Onları selamla Ayaklarına saygıyla dokun. Hep etrafındalar. Onların arasında yaşaman onlarla gülmen arkadaşlık etmen sevmen gerek. Beni getirdiğin yer var ya Oraya geri dönmek istemiyorum. Gittiğimiz yerse Oraya da gitmek istemiyorum. Ama bu yol Çok güzel. Bu yolun hiç bitmemesini istiyorum. Merhaba. ACP Chaudhary ile temasa geç. Acilen ofisime rapor vermesini söyle. Dosya Dera Mandi Polis istasyonunda açılmıştı. Efendim. Tüm detaylar dosyada. Teşekkürler, Vikram. Her şey için teşekkürler. Halk bunu duymamalı. Özel bir bölüm dosyayla ilgileniyor. Bilgiler tedbirli bir şekilde paylaşılacak. Adı Mahabir Bhaati. Kaçıyor. Adam kaçırmada profesyonel değiller. Sadece önemsiz suçlular. Çocuklar, koşun! Arazi gasp etme, silahlı soygun, vesaire. Kızın telefonundan ara. Sonra bataryayı yok et. Veera’nın telefonundan arama var. Al. Önce güvenmeye değer misiniz onu anlayalım. Sonra arayacağım. Noida’dan bir arama. Delhi sınırı yakınları. Ehliyet. Evrakları göster. Kendi isteğimle anlatmaya geldim. Niye yalan söyleyeyim? Mahabir kızı nereye götürdü hiçbir bilgim yok. Sırf her şeyi anlatabilmek için çok uzaklardan geldim. Size her şeyi anlatacağım. Bilgi gizlemek söz konusu bile değil. Sadece sorun! Burayı bir hafta önce terk etmişler. Her yerde olabilirler. Fİdyeyi ne zaman teslim edeceğinizi bildireceğim. Rahat olun. Ve bekleyin. Haber vereceğim. Calcutta’dan aradı. Kız dans edip beni tuzağa düşürdü Barikatı kaldır. Bırak geçsinler. Evrakları kontrol et. Dur Geri gel. Zaten kontrol ettin Orada birini yakaladılar. Shyambazaar’da İlerle buradan. Çık. Arabayı kontrol et. Nereden geliyorsun? Yan eyalet. Bir kaç tane geçsin. Evrakları göster. Kim bilir nerede. Ona ne yapıyorlar. Betel ağacından tatlı bir ısırık. Lahori kumaşı pamuğu. Ateş böcekleri neşeyle uçar Tanrı senin bahçıvanın, ah yeşil orman. Kötü sözleri boşver, her adımını izliyor. Dünyanın ne düşündüğünü boşver. Allah’ın adını al. Ali’nin adını al Allah’ın adını al. Ali’nin adını al Onun patikasına götürüldü. Onun patikasına götürüldü. Ali Seyahat ediyor Ali Yolunda yürüyor. Ali Yolunda yürüyor. Ateş böceği, özgür ruh, fişekler. Kendinden geçene kadar uçuyorlar Her yerde. Özgür ruh, fişekler. Kendinden geçene kadar uçuyorlar her yerde. Tanrı senin bahçıvanın, ah yeşil orman. Kötü sözleri boşver, her adımını izliyor. Dünyanın ne düşündüğünü boşver. Allah’ın adını al. Ali’nin adını al Allah’ın adını al. Ali’nin adını al Tedbiri rüzgara bırak, Senin ellerindeyim. Tedbiri rüzgara bırak, Senin ellerindeyim. Tedbiri rüzgara bırak, Senin ellerindeyim. Tedbiri rüzgara bırak, Senin ellerindeyim. Seçilmiş kişi, En sevgilisi Allah ona verdiği acıyı allıp götürecek. Adını al ve dans et Ali Adını al ve dans et Ali Allah’ın adını al. Ali’nin adını al Allah’ın adını al. Ali’nin adını al Herkesin taptığı incir ağacı gibi yabani büyür. Kimse onu dikmez. Kimse onu kafese koyamaz. Bu sonsuz yolculukta, yağmur damlalarının düşmesi gibi Yere dokunursa kirlenir. Sadece efendinin adını söyle.