Aslanlarda Vahşet

Aslanların Destansı YaşamıAslanlarda Vahşet, Aslanlarda Vahşet Belgeseli, Aslanlarda Vahşet izle

Aslanlarda Vahşet Bunları bilmiyorum. Bir arkadaşım var diyerek devam etmene gerek yok. Bir arkadaş var. Bunun bir anlamı yok. Neye inanmak istiyorsan ona inanabilirsin. Bir arkadaş var diyorum. Peki, bu çok garip bir durum ama sana soruları İngilizce olarak vereceğim. Sen de onları arkadaşına verebilirsin. Güzel. dolar. Lütfen imzala. Merhaba, Irvey! Merhaba. Nasıl gidiyor? İyidir. Senden? İyi. Bunları hesabıma yaz, tamam mı? Tamam. Çok sevimliler, değil mi? Sana çok yakıştı. Teşekkürler. Adı ne bunun? Adı Fawkes. Adını Guy Fawkes’den aldı. Ah, evet. Adını duymuş muydun? Hayır. O, . yüzyıl İngiltere’sinde parlamentoyu bombalamaya çalıştı ama beceremedi. Mamasını hazırladığımı görürse deliye döner. İşte oldu. Hey, Fawkes, karnın aç mı? Hah? Sen ne yersin? Şaka yapıyorsun! Bu kısmını izlemek istemezsin. Biraz .Henry’yi oynamalıyım. Acı vermiyor ama hoş değil. Kızdan kurtul. Senin evinde saat :’de buluşalım. Saat ‘de tamam mı? Merhaba. Merhaba. Tamam mı? Lana, bu benim bir arkadaşım. Tatildeyim. Aslında böyle değilimdir. Tamam mı? dolar. İki senin, iki benim için. doları da masraflar. Bunu yaptığına inanamıyorum. Gerçekten yaptım. Ve senin adını bile vermedim. İnan bana, her şeyi, her tuzağı denediler. Seni kaçık serseri! Çok tatlı bir anlaşma, Chris. Gerçekten mükemmel. Şu kız çok sevimli. Nereliymiş? Biliyor musun, sende şeytan tüyü var. Biliyorum. Ve buna çok güveniyorum. Şuna bir bak. “Theodore Lovelance.” Hoşuna gitti mi? Evet. Berbat bir fotoğraf. Berbat mı? Ah, evet. Bazı bilgiler istiyorlar, ayrıntılar. Aslında kazara yıkandı ama sanırım hâlâ okunabilir. Bu gerçek. Tanrım! Kapıyı açma. Chris! Chris! Chris, kapıyı aç! Biziz! Lanet olsun! Aç kapıyı, evlat! Orada kal. Tamam mı? Tamam. Merhaba. Merhaba. Seni uyandırdık mı? Bu televizyonu sana getirdik. Nereye koyalım? Sehpaya, sehpanın üzerine koyalım. Fena olmamış. Hiç de fena değil. Evet, bu harika. Merhaba, Bayan Boyce. Merhaba, efendim. Şunları annene ver. Bu televizyonu hatırlıyorum. Size yardım edeyim. Hepiniz ne kadar da erkencisiniz. Evet. Saat :. Ben de ortalığı toparlıyordum. Gece aniden geliverdi. Ne yapabilirdim ki? Teşkilatta sıkı bir grubun var. Seni seviyorlar. İşini beğeniyorlar. Her şeyi berbat etme. Ben artık ona takılmıyorum. Ben de senin gibi onu görünce şaşırdım. Anne, bulaşıkları bana bırak. Demek seni hâlâ içeri atmadılar, hah Daulton? Hayır. Fazla hızlıyım, efendim. Evet, devam et! Devam et! Durma! Devam et! dakikan var, acele et! Önemli değil. Gerçekten mi? Sağ ol. Bugün Avustralya Başbakanı Gough Whitlam görevden zorla el çektirildi. Federasyonun yıllık tarihinde görülmemiş bu müdahale Genel Vali tarafından bir başbakanın karanlık ama içkin bir ayrıcalıkla kovulmasıyla yerine getirilmiş oldu. İş çevreleri müdahaleyi sevinçle karşıladı. İşçi sendikaları ise derhal grev yapılması çağrısı ile protestoda bulundular. WHITLAM GÖREVDEN ALINDI San Francisco’daki lokantayı biliyor musun? Tamam. Ben hallederim. Ne oldu? Plan değişti. Bin hadi. Hadi, bin. Otur. Korkma. Senin hakkında çok şey duydum, yoldaş Lee. Sonunda tanıştık. Nasılsın? İyidir. Sen kimsin? Ben de iyiyim, sağ ol. Hayır. Sen kimsin? Sadece barış için çalışan bir yoldaş. Karpov. Bu onları çok sevindirecek. Yarın Camino Real’den ayrıl ve bu otele yerleş. Neden bahsediyor? Camino Real çok şüphe çekici bir yer. Orada seni pek çok kişi görebilir. Bu yer dikkat çekmez. Adını hiç duymadım. Bu yüzden iyi ya. Hoşuna gidecek. Yüzme havuzu var mı? Ben nasıl gideceğim? Öncelikle, kaçırılmaktan hiç hoşlanmadığımı bilseniz iyi edersiniz. İyi niyetle anlaştığımız gibi Obelisque’ye gittim. Ve sonra kendimi arabada bu beyle buldum, neredeyse ölüyordum. İkincisi, beni gece o lanet parkta bıraktınız. Nasıl eve döneceğimi düşündünüz mü? Tam , saat lanet olası karanlık bir caddede oturup araba bekledim. Affedersin. Üçüncüsü hiçkimse bana nerede kalıp kalamayacağımı söyleyemez. O söylediğiniz yere gittim. Size bir şey söyleyeyim mi, aşağılandım. Kim olduğunuz umurumda bile değil. Nerede istersem orada kalırım. Peki, şimdi bize şu gizemli arkadaşınızdan söz edin, yoldaş Lee. Bana parayı getirdiniz mi? Karpov. Arkadaşınız zenci mi? Arkadaşım zenci mi? Evet. Belki. Bunun ne olduğunu biliyor musun? Dur tahmin edeyim. Fotoğraf makinesi? MinoxB. Çok iyi ve temiz çeker. Bu arkadaşın için çok tehlikeli. Arkadaşın makineyle foto Arkadaşın makineyle fotokopi alıyordu, herhalde çalıştığı yerdeki makinelerden. O makinelerde sayaç var. Büyük bir olasılıkla düzenli olarak kontrol ediliyorlar. Yani bundan sonra fotoğraflarını çekmemizi istiyorsunuz. Harika bir fikir. Fotoğraf makinesini verin. Hayır, bu benimki. Bir fikrim var, belki ilginizi çeker, tamam mı? Lima, Peru’da bir adam tanıyorum. Sizin de orada konsolosluğunuz filan var. Bu adam eroin bulabilen biri. Büyük miktarlarda, aşırı ucuz. Ve kaliteli ürün. Sorun şu ki: Bugünlerde Güney Amerika’dan eroin çıkartmak çok zor oluyor. Benim düşüncem şu: Ben satışı ayarlarım. Tamam mı? Başlangıç olarak kilo diyelim. Sizinkiler onu diplomatik ayrıcalıklarıyla getirirler. Bunda bir risk olduğunu sanmıyorum. Yarı yarıya bölüşürüz. Benim sıkıntım kendi payımı ABD’ye nasıl sokacağım. Siz kendi payınızla ne isterseniz yapabilirsiniz. Ne diyorsun? Bunu bir düşünün. Burası Bellas Artes. Burada The Ballet Folklórico haftada iki kez oynanıyor. Ve Polyforum. Mekan ünlü Meksikalı muralist Siqueiros tarafından tasarlanmış. Camino Real! Burası benim ikinci adresim. Bütün Mexico City’nin en güzel oteli. Sen orada mı kalıyorsun? Her oraya gidişimde. Şaka yapıyorsun. Bu nasıl buraya girmiş? Bu fotoğraftan sonra bunlara “Lee ve Boyce” dedim. Bu da ne? Sonraki fotoğraf mı? Annie beni aradı ve ben de eve koştum. Baktım eve dönmüş. Çılgınlıklar yine başladı. Sor bakalım gelebilecek miymiş. Bu akşam gelmek ister misin, Ken? Tamam. Meşaleyi al. Yüzüne yakın tut. Şimdi şunu ayarlayalım. Ne oldu? Hiç. Ben hemen dönerim. Sen bir içki filan iç. Ben de Meksika’da bir yerlerde borsa oynuyorum. Sahi mi? Evet. Çok da iyi gidiyor. Çok iyi. Aslında, gerçeği bilmek istersen borsa hikayesi sadece göstermelik bir şey. Aslında yaptığım iş, hükümet sırlarını Sovyetler Birliği’ne satmak. İşte bu fotoğraf makinesi de belgeleri çekmek için. Bazen benimle Mexico City’ye gelebilirsin. Ne dersin? Harika olur derim. Merhaba, Clay. Nasıl gidiyor? Bu sana. Daulton, bizim fotoğrafımızı çeker misin? Daulton! Merhaba, baba. Nasılsın? Ah, iyiyim. Seni evde görmek güzel. Sağ ol. Ne oldu? Az önce Kenny aradı. Senin mahkeme gününü yeniden ayarlamayı başarmış. Harika! Evet. Sanırım artık durumun ciddiyetini anlamanın zamanı geldi. Parti, Brad. Önce bu insanları buradan çıkar. Ve benim son zamanlarda gördüğüm durumundan daha ciddi bir konum alsan iyi olur. Ne diyorsun? Söylemek istediğiniz şeyi anlıyorum. Bu sabah elbise dolabında dolar buldum. Sen hâlâ bu insanlarla beraber mi oluyorsun? Halledebilirim. Sen hiç merak etme. Tatlım, lütfen bu tür paraları ortalık yerde bırakma. Bu insanların hemen gitmesini istiyorum. Fotoğraf makinesini ver! Sorun nedir? Sen delirdin mi? Hükümet sırları? İnanmaz ki Sana inanmaması umurumda değil! Fotoğraf makinesini ver! Fiyatı dolar, artı vergiler. Sanırım ikiye bölebiliriz. Bu ne? Sadece kokain. Ne zaman başladın? Sadece biraz kokain. Yalan söyleme. Ne zaman başladın? Annem gibi konuşuyorsun. Yalan söyleme! Bu eroin! Kullanmadım bile! Sadece kokladım, tamam mı? Kaç para veriyorsun? Belki haftada birkaç yüz dolar. Ne olmuş yani? Kurye güvenilir değil. Bağımsız, aracısız iletişim kanalı istiyorum. Orası limana yakın. Limana yakın, evet. Tokyo’da. Pek konuşamıyorum. Özellikle de emin olmadığım zamanlarda. Merhaba. Daulton Lee, Amerikan Konsolosluğu. Tamam. Merhaba. Daulton Lee, Amerikan Konsolosluğu. “De la Guinée.” Yeni Gine mi? Harika. Bir şey sorabilir miyim, acaba bu elbiseleriniz ülkeniz için resmi bir tören kıyafeti mi yoksa sadece çöp mü? Bu çöp. Affedersiniz. Affedersiniz. Ülkemizi ziyarete gelin. Affedersiniz. Affedersiniz. Sana bir şey göstermek istiyorum. Neden davet edilmedim? Tek söz söylemem. Ben sana ne dedim? Seni bekledim Ben sana ne dedim? Asla konsolosluğa gelmeyeceksin demedim mi?! Asla! Daha açık nasıl söyleyeyim? Ya kimse gelmese ne yapacaksın? Giderim. Git! Çarpıyı nereye koydun? Nereye olabilir ki? Çarpı işareti yoktu. Kesinlikle vardı! Sorunu olan sensin! Beni suçlamaya kalkma! Çarpı oradaydı! Hangi köşede? Juárez ve Marroquí. Peralta, Daulton. Juárez ve Peralta. Yazıp vermemi ister misin? Bir içki daha alabilir miyim, lütfen? Rahatla, Mikhael. Al. Bir tane daha al. Tam zamanında, Bay Karpov. Unutmayın, bu iş bin dolar. Sorun nedir? Çok karanlık? Aydınlık? Bunları sen mi çektin? Bunlar kaynaktan size gönderildi. Bundan hiç haberim yoktu. Nasıl oldu bilmiyorum ama bulacağım, tamam mı? Bu gerçekten çok saçma. Karpov. Bir dakika, Bay Karpov. Adını mı öğrenmek istiyorsunuz? Christopher. Tıpkı Aziz Christopher gibi. Bunun bir değeri olmalı. Bunlar iyi öyle değil mi? İyi? Tanesi . Evet veya hayır? Peki, size yemin ederim. Para yoksa, hepsi bu kadar. Beni bir daha görmezsiniz. Tamam, bundan sonra işimi Çinlilerle yaparım. Onlar para verir. Silah taşır mısın? Hayır. Belki de taşımalısın. Bakalım nasıl olacak. Nasıl, oldu mu? Bu Chris’den. Çok teşekkür ederim. Çok güzel bir şey! Şuna bak! Nereden buldun bunu? Bunu ABD’de bulamazsın.

Hayatın Hızı Belgeseli Bölüm 3

hayatın hızı belgeseli

Hayatın Hızı Belgeseli Bölüm 3, Hayatın Hızı Belgeseli Bölüm 3 Belgeseli, Hayatın Hızı Belgeseli Bölüm 3 izle

Hayatın Hızı Belgeseli Bölüm 3 Koluma ne olmuş? Cesedin kolu! Yağmur sezonu boyunca biraz ceset hep olur. Cesedi kendine çekerken amacın neydi? Korkmadın mı? Çok cesur olmayı denemedim Fakat kayıkla gidip seni getirmek,.. çok zaman alırdı. Bu çocukların korkudan ödü patlardı. Gigi. Nereye gidiyorsun? Hadi gidelim Ann. Bütün eşyalarımızı paketledim bile. Sadece toparlanıp öylece gidiyor musun? Kalmak için iyi bir sebep söyle. Geçen gece suyumuzda bir kurbağa vardı. Şimdi de bir ceset. Daha neye katlanmamız lazım? Ama eğer gidersek,.. ..müdür bu okulu kapatacak. Ne olmuş yani? Ne olursa olsun, ben gidiyorum. Bir öğretmen olmak sadece A, B, C ve , , ile ilgili değil. Kim düşünürdü yıldızlı bir dövmenin beni bu kadar uzaklara getireceğini? Asla pes etme! Bayan Ann sizinle uyuyabilir miyim? Hayaletlerden korkuyorum. Kim bilirdi yıldızlı bir dövmenin beni bu kadar uzaklara getireceğini? Suya düşmeden önce sadece bana çantanı ver. Ayrılmamış mıydık? Kızarıklığın nasıl oldu? Neden soruyorsun? Ayrılmamış mıydık? Bu senin gerçek sadistliğin.. senin için çok endişe etmeme sebep oluyor. Burada kalabileceğimi söyledim. Bana inanmadın. Yani senin aklın başında? İyice düşün. Burada gerçekten kalabilir misin? Dürüst olursak,.. başta sadece haklı olduğumu kanıtlamak istedim. Ama şimdi öğrencilerimi terk edemeyeceğimi biliyorum. Eğer durum buysa o zaman kendine iyi bak. Eğer yapamazsan, kendini yorma. Sadece geri dön. Bana söz verebilir misin? Neden bu sefer izin veriyorsun? Eğer izin vermezsem, tekrar benden ayrılacaksın. Peki bu nasıl?.. Pazartesiden, cumaya kadar ben kendime iyi bakacağım. Hafta sonları sen bana bakabilirsin, kulağa iyi geliyor mu? Ama ben gerçekten yalnızım. Hadi ama, az mesafe iyidir. Böylece birlikteyken bile birbirimizi özleyeceğiz. O günden sonra yalnızca kendim öğretmek zorunda kalmama rağmen.. elimden gelenin en iyisini onlara öğreteceğim. Kim doğru cevabı ilk bulursa ona yıldız vereceğim. Daha değil. Hazır mısınız? , , , hadi! Ben yaptım. Bileğini ver. Aferin. Kim en son bitirirse, yıldız alamayacak. Anlaşıldı mı? Muek böyle dışarıda da oturabilirsin. Muek hadi alfabeyi benimle tekrar et. A için Armut. B için böcek. Bir yuvanın içinde C için Yılan! Hayır, C için civciv. Yılan! Nasıl C ile yılan olabilir? C için civciv. Yılan! Bir yılan! Bay Song yardım edin. Beni ısıracak. Bay Song yardım edin. Acele edin! İmdat! Bay Song, yılan! Beni ısıracak. Bay Song dikkat edin! Vurun, Bay Song! Bay Song, hadi! Hadi! Yılan tarafından ısırıldım. Turnike yapın. Bir turnike. Bay Song, dayanın! Görüşüm bulanıklaşıyor. Neler oluyor? Uyuyakalacağım. Bana tokat at. Beni hastaneye götürün. Gidelim, kaldırın. O bir yılan ısırması değil. Tişörtümü geri ver. Lütfen yardım edin. Bayılacağım, beni hastaneye götürün. Bay Song. Alçınızı gösterin. Ne yapıyorsunuz? Ben de bir şey yazmak istiyorum. Havalı, cesur Bay Song. Biraz daha soya sosu ekleyin. Bay Song. Biraz ışığa ihtiyacım var. Devam edin ve yiyin. Limonu bulamıyorum. Muek, çiğ yumurta sarısı yeme. İshal olacaksın. Göremiyorum. Işığa ihtiyacım var. Muek, tadına bak bakalım. Ben de bakabilir miyim? İlk önce taşkâğıtmakas. Taşkâğıtmakas. Ann Hepiniz için bir eğlence düzenledim. Diğer insanların burada bıraktıkları şeyleri bulmanızı istiyorum. Yanlışlıkla unutulmuş herhangi bir şey olabilir. Benim için bulun. Muek, bir kitap da olabilir. Kim en çok unutulmuş şey bulursa kazanır. Of dostum. Ben oynamak istemiyorum. Bu kimin giysisi? O benim annemin. Onu arıyordum. Neden annen elbiselerini etrafta çıkarıyor? Bayan Ann’in bir fotoğrafı. Nerede? Bu resimdeki Bayan Ann mi? Hayır. Bu Bayan Gigi. Fakat bu kol Bayan Ann’in. Yıldız dövmesini hatırlıyorum. Bugün biraz resim ve el işi yapacağız. Ödeviniz, herkes Bayan Ann’ın bir resmini çizecek. Neden Bayan Ann’ı çizmek zorundayız? Çünkü hepiniz Bayan Ann’ı tanıyorsunuz. Unutmadığınız Bayan Ann’ın nasıl göründüğünü görmek istiyorum. Anladım. Muek, bu Bayan Ann, öyle mi? Evet. Bay Song, Bayan Ann burada. Bayan Ann. Lanet! Bay Song, acele edin. Fırtına geliyor! Bay Song! Acele edin! Fırtına geliyor! Herkes, okulun içine girsin. Pencereleri kapatın şimdi. Hadi hepiniz. Herkes pencereleri kapatsın. Acele edin. Bay Song, korkuyorum. Korkuyorum. Bay Song, eve gitmek istiyorum. Asla pes etme! Asla pes etme! Buradaki yüzme havuzu ..dünyanın en büyüğü. Fakat yalnız yüzmek istemiyorum. Yukarı getir onu. Daha yukarı. Yalnızım. Yalnızım. Ben de yalnızım Aferin. Teşekkürler. Sen orada iyi misin, Chon? Buraya gel, birlikte çözelim. Bak şimdi. Problemde diyor ki; baba, çocuğundan yaş daha büyük. Ve babanın yaşı çocuğunun yaşının katı. Problem babanın yaşını bulmamızı istiyor? İyi izle. Çocuğun yaşı yerine X diyelim, değil mi? Daha fazla manasını da ekleyelim. Ve baba çocuktan kez daha büyük. kez X demek çünkü bu kere X tir. Şimdi değişkenlerin yerlerini değiştirelim. Şimdi XX imiz var. X ten X i çıkaralım, ne kalır? X Sonra Buna ekle ve ye bölersen eşittir ye bölünmüş eder. Öyleyse cevap? ! Aferin. Matematiği sevmiyorum. Bu derse çalışmasam olur mu? Matematik öğrenmemek mi? Nasıl doktor ya da mühendis olabilirsin o zaman? İkisi de olmak istemiyorum zaten. Ne yapmak istiyorsun peki? Balık yakalamak istiyorum. Ciddi misin? Evet, babam balıkçı Dedem balıkçı. Chon,.. Burada yapabileceğin çok fazla şey var. Sen hala çocuksun yani bunun üzerinde düşünmek için pek çok zamanın var. Gel hadi, bana tahtayı silmemde yardım et. Chon, benim için bir şey yapabilir misin? Ne olursa olsun, okulu terk etme. Senden tek isteğim bu. Um, tamam. Söz mü? Evet. . Sömestr Final Sınavları Chon. Neden sınava katılmadın? Verdiğin sözü hatırla. Bugün gitmesine izin vermeyen benim. Bunun büyük abisi şehirde bir servis işinde çalışmaya başladı. Benim başka yardımcım yok. Ama bugün onun . sömestr final sınavı vardı. Eğer bu sınava katılmazsa, ilkokuldan mezun olamayacak. Dahası başka yerlerde de eğitim alması mümkün almayacak. Bu sorun olmaz. Hayır, sorun olur. Gerçekten oğlunun hayatının sonuna kadar balık yakalamasını mı istiyorsun? Bayan Ann. Eğer ben balık yakalamazsam, ailemi nasıl besleyeceğim? Aileni beslemek zorunda olmanı anlıyorum. Fakat eğer bir çocuk okula gitmek isterse, göndermek onun iyiliği için en doğrusu olacaktır. Onun geleceğini mahvediyorsunuz. Bayan Ann Ve balıklar hakkında Bayan Ann Durun artık. Artık okula gitmeyeceğim. Babamla birlikte olmak istiyorum. Babama, balık tutmada yardım etmek istiyorum. Çocuklar, buraya gelin. Etrafımda toplanın. Yaklaşın bakalım. Size bir şey sormak istiyorum. Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz? Ünlü bir yıldız olmak istiyorum. Durun, kafamı karıştırmayın Ciddi olarak düşünün, büyüyünce ne olacaksınız? Sanırım, bir balık adam. Ben bunu iyi yapabiliyorum. Ben en iyisiyim. Eğer bu çocuklar daha fazla çalışmak istemiyorsa.. Neden ben hayal kırıklığına uğramış hissetmeliyim? Ben ders vermek için işe alındım. Öyleyse sadece ders vermeliyim. Onlar da sadece öğrenci. Neden onları önemsemeliyim ki? Merhabalar. Burası Chon’un evi mi? Evet, doğru. Neden geldiniz? Öncelikle kendimi tanıtmak istiyorum. Merhaba Benim adım Song. Yüzen ev okulunda öğretmenim. Chon’un okula geri başlamasını teklif etmek için geldim. Chon, benimle birlikte sınıfa gel.

Hayatın Hızı Belgeseli Bölüm 2

hayatın hızı belgeseliHayatın Hızı Belgeseli Bölüm 2, Hayatın Hızı Belgeseli Bölüm 2 Belgeseli, Hayatın Hızı Belgeseli Bölüm 2 izle

Aşermeye başlamıştım. Sanki hamileyim. Hayatta diş ipi kullanmadım. Ama bu hafta diş ipi istedim! Ondan önce de sıcaklık istiyordum. Hiç değişmemişsin Risto. Değiştim. Masumiyetimi kaybettim. Sende masumiyet var mıydı ki? Eskiden hayatımla bu kuşatmayı farklı şeyler olarak görüyordum. Şimdi Saraybosna’da kuşatma dışında bir hayat olmadığını anlıyorum. Kuşatma Saraybosna’nın ta kendisi. Onun parçası değilsen, rüyadasın, uyuyorsun demektir. Bilmiyorum. Birini öldürmüşsün. Evet. O kadar da kötü değildi. Tedavi edici bir yanı vardı. Emira’nın annesinin fotoğrafları. Emira’ya benziyor. Emira değil, Munira. Evet, biliyorum. Emira’ya benzettim de. Kadının, ailesinin baskısıyla bebeği verdiğini söylüyor. Şimdi ona yardım etmek istiyormuş. Adresi bu mu? ZİVKO Burada mı yaşamasını istiyorlar? Saraybosna’nın en sevilen oyununu oynamaya hazır mısın? Neymiş o? Adı “Tanrı var mı?” Munira Hodziç nerede oturuyor? Orada bir yerde. Munira Hodziç’in oturduğu yeri biliyor musun? Ben biliyorum. Beni izleyin. Biliyor mu? Bilmem ki. Bence onunla gitmemeliyiz. Neden? Bilmiyorum. O adamı tanımıyorum. Sorun yok. Michael! Ne bekliyorsunuz? Tamam. Hadi. Çabuk. Senad, sen misin? Evet, benim. Merhaba. Otur. Bu adamlar kim? Ne istersiniz? Konyak ister misiniz? İstemiyor musunuz? Şampuana ne dersiniz? Biz sadece İtalyan makarnasına ne dersiniz? Ya tuvalet kağıdına? Tamam. Tamam. Sorun yok. Biz sadece birini arıyoruz. Polis değiliz. Alman markı. Mark var, alın. İngiliz! Çok teşekkür ederim. Şimdi ne olacak? Onu buraya getirme Michael. Getirmemeye çalışıyorum, Risto, o yüzden buradayım. Evet, ama bana söz ver. Ne? Söz ver. Peki. Söz veriyorum. Kimse buraya geri dönmek zorunda kalmamalı. Kuşatma altında olmanın telafisi de var. Evet ya. Inela diye bir kız var. Aynı okula gitmiştik. Tartışmasız dünyanın en güzel kızı. Seks tanrıçası ha? Ama bana yüz vermiyor. Neden bilmiyorum. Benim neyim var? Hiç canım. Teşekkür ederim. Her neyse, artık burada her şey satılık. Bir gün Inela’nın bile bir fiyatı olacak. O gün için bir kutu sigarayla bir kalıp sabun sakladım. Onu bulacağım. Bu da ne demek oluyor? Bir fiyatı olacak onu satın alacağım, becereceğim ve mutlu mesut öleceğim. Her işte bir hayır vardır derler ya, doğruymuş. Sen şu Inela’yı gördün mü? Evet, ama eski güzelliği kalmamış. Tabii onun da öyle. Hepimiz için öyle değil mi? Seni bilmem. Bak bana, saçım grileşti ama hâlâ Hâlâ ateşli misin? Ateşliyim, evet. Sen belki çoğundan daha fazla yıprandın Risto. Şimdilik pek iyi görünmüyor. Ben şampiyondum! Bay Henderson. İyi misiniz? Evet. Merhaba. Beni hatırlamadınız mı? Ben sizi hatırlıyorum. Holiday Inn Oteli’nde çalışırdım. Evet hatırladım. Zeljko. Bana sigara vermiştiniz. Çok işime yaradı. Şimdi iyiliğinize karşılık vermek istiyorum. Yardıma ihtiyacınız varmış. Size yardım edebilirim. Formdan düşmüşsün. Tanrım! Altıncı kata kadar çıktım. Tanrım! Hadi, tembel teneke, kalk ayağa. Çok komik. Aman Tanrım! Tanrım! Kahretsin! Burası insanın kurtulamadığı bir virüs gibi. Bana bazen hiç eve dönemeyecekmişim gibi geliyor. Bana bazen hiç eve dönemeyecekmişsin gibi geliyor. Güle güle Jane. Hoşça kal. Lütfen Jane, o iyi bir adamdı. Münasebetsiz kaçabilir, ama o öldüğüne göre belki ikimiz Lütfen! Komik değil. Kusura bakma, şaka yapıyordum. Annesini bulacak mısın? Zeljko onu bulduğunu düşünüyor. Zeljko gangsterin teki. Biliyorum. Kontrol noktalarında daha az sorun yaşarız. Bırak da ben kullanayım Jane. Olmaz. Arkaya otur Flynn. Kahrolası kapı! Dört numara nerede? Şurada. Burası. İyi günler. İyi günler. Munira Hodziç siz misiniz? Hayır, orada. Munira sen misin? Evet. Emira’nın annesi. Evet. İyi akşamlar. Bu Bay Henderson. Oturmanızı istiyor. Geleceğinizi biliyormuş. Fasulye falında çıkmış. O hâlde niye geldiğimi de biliyor. Emira hakkında konuşacaksınız. Savaştan sonra onu getireceğinizi söylemiştiniz. Evet, bunu biliyorum. Ama O zamandan beri bazı şeyler değişti. Artık yetimhane yok. Bayan Saviç saklanıyor. Ve Emira orada çok mutlu. Emira için yaptıklarınıza teşekkür ediyor. Bay Henderson, ben onun annesiyim. Ve yalnızım. Kötü bir anne olduğumu biliyorum. Onu verdim. Ama onu seviyorum. Onu neden geri istediğimi anlıyor musunuz? Anlıyor musunuz? Evet. Evet, anlıyorum. Anlamanız çok önemli. Ama Emira sizi pek tanımıyor. Sekiz yılda iki kez görüştünüz. Doğruyu söylemek gerekirse bence Bunu çevirmem. Efendim? Bunu çevirmem. Dinlemelisiniz. Hayır, ben dinledim. Benim de söyleyeceklerim var. Zeljko, sen çevirir misin? Biraz bekle. Emira’yı size veriyorum, kızınız olarak. Kötü bir anne olduğum için onun hakkında hiç anım yok. Onu görmek istiyorum. Sesini duymak istiyorum. Aferin. Bu arabayı alacak parayı nereden buldun? Buradan. Emira’nın video kaydı var. İngiltere’de çekildi. Bayan Hodziç görmek ister mi? Sorar mısın? Bunlardan alabilir miyim? Orada mutlu görünüyor. Helen’in çiçeklerine dikkat etmelisin. Merhaba. Benim. Emira’yı telefona çağırabilir misin? Bir dakika. Emira? Efendim? Telefon. Tamam. İyi misin? Evet. Arayan Michael. Tamam. Evet? Merhaba. Emira. Annen yanımda. Seninle konuşmak istiyor. Emira, canım. Alo? Emira? Efendim? Ben annenim Emira. Ne istiyorsun? Michael’la konuşacağım. Ne dediğini anlamıyorum. Kızının söylediklerini anlamıyor. Boşnakça konuşabilir mi? Emira, Boşnakça konuşmalısın. Burada mutluyum. Peki canım. Artık burası benim evim. Güle güle. İmzalayacak. Burada dur lütfen. Henderson, iyi şanslar. Teşekkür ederim. Batı’nın gelip bu sorunu çözeceği hayaline kapılmayın. Hayal kurmayın. Savaş sırasında Bosna’da bir milyondan fazla kişi evsiz kaldı. . kişi yaralandı. . kişi öldü veya kayboldu. . çocuk yaralandı, . çocuk öldü veya kayboldu. Emira hâlâ İngiltere’de yaşıyor.

Hayatın Hızı Belgeseli Bölüm 1

hayatın hızı belgeseli
Hayatın Hızı Belgeseli Bölüm 1, Hayatın Hızı Belgeseli Bölüm 1 Belgeseli, Hayatın Hızı Belgeseli Bölüm 1 izle

Hayatın Hızı Belgeseli Bölüm 1 Ne yapıyorsun, sen? Bilirsiniz, her korku filminde, bir kurbana ihtiyaç vardır. Lütfen. Eski günlerde, korku, göremediklerimizdi ve bu gerçekten de korkutucuydu. Bugünlerde ise, herşeyin açık, seçik görülmesi gerekiyor. Her bir film, sanki, bir diğerine üstünlük sağlamak zorunda. Bir sonraki ölüm daha kanlı, daha vahşi, daha şok edici olmalı. Bir öncekinden, daha yaratıcı. Sanırım bu akıma, “İşkence Pornosu” diyorlar. Bu, beni çok fazla ilgilendirmiyor. Bu tarz, korkutucu olmaktan ziyade, iğrenç. Konumuzun dışına çıkmayalım. İşte, bay Russell, burası, benim ulaştığım nokta. Anlıyorsunuz, değil mi, seyirciye, istediğini vermek zorundayız. Sakın bunu üstünüze alınmayın, bay Russell. İşte oldu, sanırım bu kadarı, yeterli olacaktır. Bu kadar başarılı olduğunuz için, sizi kutlarım. Kurgu sırasında bu görüntüler çok iyi iş çıkartacak. GİŞE NO. / GİRİŞ BÖLÜMÜ Haydi, ama! Kız, nerede? Senin bu iğrenç oyununu nasıl oynamam gerekiyor? Haydi, kafalı herif, yönet beni! FUAYEDE BULUŞALIM. Oi! Kımıldama! Sakın ateş etme! O kıza ne yaptın, söyle? Neden bahsettiğini bilmiyorum. Dinle, lütfen, aradığın adam ben değilim, tamam mı, o beni de öldürmeye kalktı. Kes sesini. Kız arkadaşım, nerede? Bak, gel ve enseme bir bak. Keleri görüyor musun ? Bunları, o yaptı. Yalan söylemeyi kes, lütfen bizi buradan çıkart, yeter. Bak, tabanca, senin elinde. Bunu bana sen verdin. Lütfen, buna bir son ver. Kes artık şu oyunu. Dinle bak, hiç mantıklı konuşmuyorsun. Senin o sapık filmin için, ben çok iyi rol kesiyorum, öyle değil mi? Tabancalı bir adam, diğerini vuracak mı, yoksa, vurmayacak mı? Bahse girerim, bu tabancada kurşun bile yoktur. Benim elime, gerçek bir silah tutuşturmazdın, öyle değil mi? Yani, ya şu anda, seni vurursam? Bu seni nereye götürür? Ha? Biliyor musun, otnamaya karar verdim, evet. Bunların hiç birinin gerçek olduğunu sanmıyorum. Lütfen. Yapmıyacağımı zannediyorsun, değil mi? Bu tetiği çekeceğim ve senin o harika oyunun, sona erecek. Dinle bak, ben, senin, olduğunu zannettiğin kişi değilim. Onun adı Stuart, makinist, idi. Bütün bunları yapan, o. Bravo. Gerçek gözyaşları, falan, filan. Lütfen. Bana inanmak zorundasın. Neler olduğu hakkında, hiç bir fikrim yok. Sen, pis bir yalancısın! ANA LOBBY ÇOCUK, KATİL OLUR. Seni, sapık pislik. ONUN CÜZDANINI AL Hayır, olamaz. Polisi ararsam, sence nasıl olur, ha? Senin o sapık senaryonu nasıl etkiler, dersin? DENE BAKALIM. Kahretsin! SEN BİR KATİLSİN BEN BUNU FİLME ÇEKTİM Bilmiyorum. ONUN CÜZDANINI AL KIZIN NEREDE OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM Hayır, bunu bana yaptırma. KASADAKİ PARALARI AL Neden? BENİM FİLMİM BENİM KURALLARIM PRODÜKSİYON ODASINDAYIZ İmdat, biri yardım etsin, lütfen! İmdat, yardım edin, biri yardım etsin. İmdat, yardım edin! Yardım edin, lütfen! Allie? Al. Allie, uyan. Allie. Allie? Allie, uyan, Allie. Allie! Allie, haydi, ayağa kalk. Hadi ama, haydi. Umarım, bunu kırmamışsındır. Bunu alacak parayı biriktirmek yıllarımı aldı. Bahse girerim, ikinci bir kurşunun olmasını çok isterdin. Öyle değil mi, katil herif? O son hareketi bir kez daha yapabilir misin? Ne? Senin yardıma ihtiyacın var, çünkü, birini öldürdün. Sen birini öldürdün. Ben onu sadece bağlamıştım. Senin yüzünden oldu, ama. Oh. Haydi ama, büyü artık.. Bütün iyi caniler, eylemlerinin sorumluluğunu üzerlerine alırlar. Dinle, burada, cani olan ben değilim. Çok güzel, harika bir konuşma bu. Sana rol verdiğim için çok mutluyum. Neden ben? Neden olmasın? Ben insanları gözlemlerim. Yukarıdan onları izleyerek yıllarımı sarfettim. Onları, neyin ağlatıp, neyin güldürdüğünü, izledim, durdum. Neyin şok ettiğini ve neyin korkuttuğunu öğrenince, bir çifte ihtiyacım olduğunu anladım. Siz de o mükemmel çifttiniz. Öncü konumundaki erkek ve yanında da komşu kızı. Tam da, uğruna savaşılacak bir kız, öyle değil mi? İşte size bir film. Bana bak, bu bir oyun değil. meye çalıştığın, benim hayatım. Biliyorum ve bu nedenle, insanlara en çok istedikleri filmi vermeye çalışıyorum. Sen, elinde boktan bir kamerayla dolanan, zavallı bir ihtiyarsın. Ben öyle sıradan bir amatör değilim, Martin. yıldan beridir film gösteriyorum ve artık onları gösteremiyeceksem, onların nasıl çekildiğini öğrenebilirim, diyorum. Ne öğrendim, biliyor musun? Artık günümüzde, bir bakış açının olması gerektiğini öğrendim. Böylece, gerçek insanların rol aldığı bir korku filmi çekmeye karar verdim. Bunu daha önce kimse denemedi, bu yüzden de çok meşhur olacaksın, hepimiz ünlü olacağız. Yapımı sırasında bir insanın öldüğü bir filmi, kim izlemek isteyebilir ki? Bruce Lee, “Ejder Kalesi”. Brandon Lee, “Karga”. Peki ya, o “Alacakaranlık Kuşağı” filminin çekimi sırasında helikopter tarafından kafaları uçan çocuklar, onlara ne diyeceksin? Bil bakalım, ne diyeceğim. Onlar, kazaydı. Evet, bu da, eğer ben farklı şekilde kurgularsam, kaza gibi gözükebilir. Haydi, yapalım o zaman, bu film nasıl bitiyor? Ne demek istiyorsun? Filmin yapımcısı sensin. Filmin nasıl bittiğini bilmen gerekir. Elbette biliyorum, sana neden söyleyeyim ki? Final sahnesini asla mahvetmemeliyiz, asla. Evet, şimdi, Martin, adın Martin’di, değil mi? Martin, şimdi çekimler arasındayız. Söyle bize, nasıl gidiyor? Bu da ne , böyle? Nasıl gidiyor, dedim? Bu çekim, ekteki “Özel Bölümler” için. DVD’lerdeki ekstralar ve özel bölümler hani. Bu sadece bir röportaj. Martin, işimiz daha bitmedi. Martin? Martin? Martin! ÇOCUK, KIZI BULUR Martin, nerede? Buradayım. Kendini, nasıl hissediyorsun? Başım. Dinle, bir kaç adım daha atmamız gerekiyor. Canım çok yanıyor. Haydi, haydi, yapabilirsin, ayağa kalk. Hazır mısın? İşte, oldu. Tamam, hazır mıyız? MERDİVENLER Lütfen, beni öldürme. Öldürme beni, lütfen! Öldürme beni, lütfen! Lütfen, beni öldürme.. Lütfen, beni öldürme.. Lütfen, beni öldürme.. Kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Dikkat et, basamak var. Dur bir dakika, ne yapıyorsun, sen? Acele et. Biz, neden buradayız? Bir film seyretmeye gelmiştik, hatırladın mı? Yo, olamaz, randevumuzun canına mı okudum, yoksa? Hayır, hiç önemi yok, zaten gidiyoruz. Eve vardığımızda her şeyi izah ederim. Ne olur, beni itiştirip durma. Haydi acele et. Dur biraz, galiba kusacağım. BAYANLAR TUVALETİ Al? Al? Biraz bekle. Hemen dönerim! Nereye gidiyorsun? Artık, sadede gelelim, tamam mı? DIŞ MEKAN Allie? Al? Evet, sorun ne? Hemen gitmemiz gerekiyor! Bitiyor, az kaldı. Kepenkler kapanıyor, izah etmeme zamanımız yok, acele et! Ne yapıyorsun sen? Beni korkutuyorsun. Haydi, çabuk ol! Deli gibi davranmayı bırak! Allie, çabuk ol! Gidelim, haydi! Çabuk, çabuk, çabuk! Lânet olsun! Sorun ne? Burada olduğumuzu bilmiyorlar mı? Neler oluyor? Hey. Konuş benimle, lütfen. Buradan, asla çıkamıyacağız. Sorun yok, bence bir hata yapmışlardır. Biri, bizi kameralaradan elbet görecektir. Biri, görebiliyor zaten. GİŞE NO. Bir de iyi tarafından bakalım, bütün gece burada takılıp kaldık mı? Kahve makinasından sıcak çukulata ve bilumum içeceklerle harika bir ziyafet çekebiliriz. Hey. Sadece, şaka yapıyordum. Seni kaybettiğimi sanmıştım. Bu da ne, böyle? Ben, bir iş becerdim. Ne yaptın? Korkunç bir şey. Bütün bu paraları nereden buldun? Ben bulmadım O, benim onları almamı istedi. Ne? Bunları çaldın mı, yani? Evet! Yani, hayır! Seni bulmaya çalışıyordum. “Ortalıkta dolaşan sapık bir katil olduğunu bilmiyor musun?” “Hayır, sana inanmıyorum.” “Ama, ben senin yanındayım.” “Benim yanımda mı? Hayır, yalan söylüyorsun.” O zamandan beri, neden ben, hiç bir şeyi hatırlamıyorum? Bilmiyorum, seni aramaya çıkmıştım ve Dinle, elinde kamera ile dolaşan bir herif var. Bizi buraya hapsetti ve sürekli bizi gözetliyor. Ne herifi? Kabak kafalı, yaşlı herif. Hani, bize patlamış mısır veren. Tamam, o zaman bizi dışarı da çıkartır. Yo, hayır, Allie, dur lütfen. Birilerini bulmaya çalışacağım. Hiç kimse yok ki. Biri var demiştin! Evet, biliyorum, ama “Bak, gene canımı yaktın.” “Çok özür dilerim. Gel benimle, seni buradan kurtaracağım.” Sen, böyle değildin! Bu olanlar, benim suçum değil! Lütfen bana, gerçekleri anlat. Seni ilaçla uyuttu. Ne? Seni uyutmuştu ve ben de seni bulmaya çalışıyordum, kendinde değildin Niye öyle düşündün ki? Yani, sana ben mi? Korkak, pislik! Allie! Allie! Dur, lütfen oraya girme! Allie, Allie, lütfen kapıyı aç! Allie, aç şu kapıyı! Allie, haydi, lütfen! Allie, haydi ama, sana asla zarar vermeyeceğimi bilirsin Sakın bana yalan söyleme, birazcık olsun, bekleyemedin, değil mi? Bekleyemedin! Demek beni uyuttun, peki, sonra ne yaptın? Beni nereye götürdün? Beni yukarı mı sürükledin? Önce elbiselerimi mi çıkarttın? Hiç bir şey yapamadan öylece yatıyor olmam, seni çok mu tahrik etti? Ne diyorsun? Nasıldı, ha? Değdi mi, bari? İyi miydim? Onu geberteceğim. Geberteceğim ulan, seni! AYIRIM Lütfen, kıza bir daha zarar verme. Allie, Allie, işte bu, o herif bu. Ne yaptığını gördüm ve polisi çağırdım. Ne? Yakında burada olurlar. Şayet o kızcağız beni duyabiliyorsa, bilsin ki, yardım geliyor. Allie! Allie, yo, hayır, Allie! Bütün bunları o herif yapıyor. Ne yapmış olabileceğimi bilmiyorum. Dinle beni, o herif, yalan söylüyor! Sanırım, arkadaşımı öldürdü. Dostumu öldürdü. Orada güvendesin, olduğun yerde kal ve Allie, içeri girmeme izin ver, sana herşeyi anlatacağım. Kendin için, işleri daha da zora sokma. Kızı rahat bırak. Allie! Lütfen, içeri girmeme izin ver. Bütün bunları açıklayabilirim. Allie! Ne olur? Allie! Allie! Aç, şunu! Allie,

Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 5

soguk kanlı hayvanlarSoğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 5, Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 5 Belgeseli, Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 5 izle

Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 5 Sanırım onunla birlikte kabul edebileceğimiz bir karara vardık. Bay Thomasis bütün gemileri bizden alan hükümete, unvanı geri verecek. İpotek ödemelerinin ayarlaması bir şey olursa iptal edilecek. Yedi buçuk milyon dolar, yeni aşamada iyi bir kesintiye uğrayacak. Her gemi için üç milyondan söz ediyoruz. Buda altmış milyon eder. Ne yazık ki buda babam üzerinde imkansız bir sıkıntı yaratabilir. Avukat bay Russell ve ben bunun hakkında sohbet ettik. Bay Russell. Bay Thomasis, Almanlarla iki milyonluk tankerler yapmak için pazarlık etmekle meşgul. Evet. Bay Thomasis bu pazarlıkları bozmaya ve işini buraya birleşik devletlere taşımaya karar verdi. Burada ki gemi üreticilerinin nasıl bir zarara uğradıklarını söylememe hiç gerek yok. Anladığım kadarıyla Bay Thomasis dikkate değer miktarda para harcamayı düşünüyor. Bir milyar doların çeyreği, para burada harcandı. Deniz ötesinde değil. Ve babamın böyle bir operasyon için önemli miktarda paraya ihtiyacı var. Ne yazık ki altmış milyon dolar yada buna yakın bir şey her şeyi kutunun dışına çıkaracak. Yedi buçuk milyon Bay Thomasis, baş edebilir misiniz bununla? Bu sıkıntı. Ama bir yolunu bulmak zorundayım. Etkilendiniz mi beyler? Eğer siz etkilendiyseniz, ben de etkilendim. Ben de. Ben de. Ben de. O zaman, bu kadar. Ben belgeleri getireceğim. Evet beyler, bu günlük bu kadar çalışma yeter. Çok teşekkür ederim. Hoşça kalın Bay Thomasis. Hoşça kalın. Bay Thomasis. Güle güle, memnun oldum. herif. Bana söylesene, hiç baş savcılık oynamaktan sıkılmadın mı sen? Bu arada Michael Tragos’u görmeni istiyorum. Muhteşem bir yer. Teşekkür ederim, bunu isterim. Güzel. Tebrik ederim. . , bugün en az yaşlı adam kadar iyiydin. Baba. Hayır, hayır belki de daha iyiydin. Biliyor musun, çok yakında Thomasis şirketlerini üzerine alacaksın. Yani tek başıma mı? Kesinlikle. Peki ya sen ne yapacaksın? Yaşayacağım , yaşayacağım. Evet. Affedersiniz. Bay Thomasis lütfen. Uyuyor, ne vardı? Bayan Thomasis, onunla konuşmam gerek. Theo, geldi. Seninle konuşmak istiyor. Tanrım bu kadar önemli olan ne? Sana rahatsız edilmek istemediğimi söylemiştim. Neler oluyor? . mu? nerede? Ne oldu ? Uçağı düştü hanımefendi, öldü. Aman Tanrım. Theo. Aman Tanrım! Theo. Hayır, hayır. Theo. Hayır Tanrım. Hayır! Theo. Hayır, Tanrım. Theo. Bunu niye yaptın? Çünkü öyle istedim. Çok acı çekebilirsin. Hayır, o . Benim oğlum. . O çok güzeldi. Evet öyleydi. Çok yoruldum. Çok yoruldum. Doktora gidecek misin? Testlerini yaptırır mısın, lütfen. Tamam mı? Elbette. Bende. Pekala hemşire. Hayır onları bırakın. Peki doktor. İyi günler. Hemşire. Onun adını asla hatırlayamıyorum. O Iranaydı. Güzel bir poposu var. Öyle mi? Hiç fark etmemişim. Dostum, yaşlanıyorsun. Theo, belki ikimizde emekli olmalıyız. Neden? Daha kolay bir hayat için. Neden olmasın Theo, her şeyin var. Bana açıkla. Dün bir madalya kazandığını duydum. Altın bir madalya. Norveç’ten, neydi o sanayi liyakarti. Bir onur. Doktor. Ne var? Onur, para, her şey. Başka ne istiyorsun Theo? Fazlasını. Bir sır tutabilir misin doktor? Elbette. Yunanistan başbakanı olmayı. Ama bu bir sır tamam mı? Şimdi bir sorum var. Ama sormadan önce başka bir şey var. Bak eğer ben başkan olsaydım, yani Yunanistan başkanı olsaydım. Kim en uzun süre hizmet ederdi? Başkan yardımcısı mı? Ben mi? Ne yazık ki dostum yaşamak için kısa zamanın var. Üzgünüm. Resepsiyon için. Bunu giy. Emin misin? Bunu da deneyebilirim. Bunu da görmek ister misin? Madalyanı aldığında güzel görünmeliyim. Bana hala anlatmadın. Doktorun söylediklerini, ne söyledi? Yüz yaşına kadar yaşayacağımı söyledi ve dedi ki.. Ne dedi? Yunanistan başbakanı olmamalısın dedi. Bunu neden söyledi? Her şeyin var. Ne gerek var? Güzel. Bunu beğendin mi? Muhteşem. Prensin partisi için. Girişimi hayal edebiliyor musun? Bunu seviyorum. Theo, önce Paris’e gitmem de sakınca var mı? Hayır. Yalnız kalacaksın. Kısa bir süre. Buluşacağız. Ve buda alışveriş için. Alış veriş, evet çok güzel. Nancy buluşacak. Belki John de. Emin misin Theo? Sen Paris’e gidiyorsun. Gönlünce gez, alışveriş yap bir şeyler al, git keyfine bak. Theo ben yanında değilken senin için endişeleniyorum. Şu elbisene bir bakayım. Gerçekten beğendin mi? Muhteşem. Bana bir tekne getir. Peki efendim. Bir parça daha balık kılçığı ister misin? Al bakalım. Yüz yirmi yaşında. O ve şanslı balık kılçığı. Dostum başkan olmayacağım. Ve senin pirelerin var. İşte. Bir parça balık kılçığı daha al. Şans için. İhtiyacımız bu.

Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 4

soguk kanlı hayvanlar
Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 4, Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 4 Belgeseli, Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 4 izle

Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 4Karen, önümüzdeki birkaç günlük randevularımı iptal et. Siz iyi misiniz? Birkaç güne ihtiyacım var. Kendinize iyi bakın. Evet, bakarım. Acı veriyor. Kes. O bizim. O bizim. John, aşkım. Willow Bulvarı. Kes, seni domuz. Willow Bulvarı. Aynı ses. Raymond’ın yanındayken, o mesajlar alıyordu, öfkeli, sert mesajlar. Şimdi de ben aynı şeyleri alıyorum, Sarah. Ama kimden? Bilmiyorum. Sarah. Edith Tomlinson, . Susie Tomlinson’ın büyükannesinden mesajlar alıyordum, hatırladın mı? Ölü kızına, Susie’nin annesine, ulaşmaya çalışıyordu. “Edith Tomlinson. Kızını doğururken öldü, ‘den ‘e kadar olan kasetler.” Susie’nin büyükannesi. Raymond’ı ziyaret ediyordu. Muhtemelen sadece bir tesadüf. Carol Black’i ara, arabadaki kadın. Kocasının ne dediğini hatırlıyor musun? “Karım bu saçmalıklara inanabilirdi ama ben inanmazdım.” “Carol Black. “Genel ilgi, kaset numarası .” Raymond’da müşterilerin listeleri vardı. Sen sadece ikisini gördün. Ben yüzlerce yüz gördüm. Bu, hepsiyle aynı olabilir. Ben oradayım, sen oradasın, Edith, Carol, onlara sadece iki kişi Orada daha fazlası var. Bu bir tesadüf. Mary Freeman. Kayıp kadın. Kasetlerimde var. Onu gördüm. Kasetlerimde var. Önce Raymond’ı ziyaret ediyorlar. Sonra da ben onları görüyorum. Sonra da ölüyorlar. Ne yapıyorsun? Eğer hayattaysa, Anna bana onu gösterir. Gördüğün her kişinin hayatta olduğunu bilmiyoruz. Susie’nin büyükannesi, Carol Black. Peki ya Anna? Anna farklı. O bana yardım ediyor. Burada neler olduğunu bilmiyorum. Ben biliyorum. Eğer Mary Freeman bu kasetlerdeyse, hayatta olabilir ve biz de onu kurtarabiliriz. Sarah! Sarah, buraya gel! Şuna bak. Buraya gel. Buraya gel. Şuna bak. Bunu duyuyor musun? Bu o. Oh, aman Tanrım. Hayatta. Git. Git hemen. Nereye gideyim, bebeğim? John Anna, nereye gideyim? Lütfen, John. Git! Nereye nereye gideyim, bebeğim? Git hemen! Nereye gideyim? Nereye gideyim? Lanet olsun! Kadın ölecek. Bunu bilemezsin. Kadın kasette. Kadın kasette. Ölecek. John. John. Acı veriyor. Oh, aman Tanrım. Oh, aman Tanrım. Ya uyanamazsam? Uyanacaksın. Söz veriyorum uyanacaksın. Benim yanımda kalacak mısın? Elbette. Elbette. Söz mü? Söz. Teşekkür ederim. Sarah? Tanrım. Şuan söyleyebileceğimiz bunlar. Yüzde , ihtimalle yaşayabilir. Umalım iyi olsun. Yardımınız için tekrar teşekkürler. Bay Rivers. Bayan Tate düşerken, komşular sizin balkonda olduğunuzu söylüyorlar. Bu doğru mu? Onu alıkoymaya çalıştım. Düşmekten mi? Balkondaydı. Neden balkonda olduğu hakkında hiçbir fikriniz var mı? Bilmiyorum. Bilmiyorum. Pekâlâ. Size biraz zaman vereceğim ama sizin tam ifadenize ihtiyacımız var. Birazdan eve gidecek misiniz? Şehri terk etmiyorum, eğer bunu kastediyorsanız. Tamam. Belki sonra size uğrayabilirim. John. Hey. İyi olacaksın. İyi olacaksın. Acı veriyor. Acı veriyor. John. Git. Git hemen, John. Git. Git hemen. Lütfen, John. Hayır Bay Rivers? Alo. Ben John Rivers. Sanırım Mary Freeman’ı buldum. Alo. . iskeledeyim. Beni duyabiliyor musun, Smits? Lanet olsun. Oh, aman Tanrım! John. John, aşkım. John. Anna. Anna, bana yardım etmelisin, lütfen. Git. Anna, Mary’yi bulmam için bana yardım etmelisin. Lütfen, John. Lütfen, John. Git hemen. Git hemen. Lütfen, John. Git hemen. Benimle konuşuyorlar, John. Bu, onların fikriydi. Hepsi onların fikri. Karın güzeldi, John. Karını onlara getirdim. Benden çok memnun oldular.. Argyle Bulvarı, kaymış olabileceği ‘ Başına darbe almış, kolu da kırılmış Anna! Bu, onların fikriydi. Siz iyi misiniz? Hayır! O bizim! Odadaki adamlar. Efendim? Şeref ve lütuf sahibi Tanrım, Bugün kardeşimiz Jonathan’ı yad ediyoruz. Ölümün, ebedi hayata açılan bir kapı olduğunu görmek için bize inanç ver, güven içinde Üzgünüm. Üzgünüm. Üzgünüm. Üzgünüm, y. Hadi gidelim. Bedeni, toprağa emanet ediyoruz. Belgelenmiş binlerce ESO mesajından, sadece ‘de ‘i açık bir işaret sunmuştur.

Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 3

soguk kanlı hayvanlarSoğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 3, Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 3 Belgeseli, Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 3 izle

Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 3 Şimdi sen kaçsan iyi olur. Ve Lundy ne derse onu yap. Ve bir daha bana sakın, sakın martaval okuma! Duydun mu? Evet, efendim. Gidelim buradan. Selam, Frank. Tekrar aramıza dönmen güzel. Hey adamım, çok iyiydi. Onları yine alt ettin. Siz ne yapıyorsunuz, öylece dikiliyor musunuz? Merhaba, Richard. Wiley. Merhaba, Frank. Merhaba, Dick. Hey Nasıl buldun? Fena değil. Turistik bir çiftliğe benziyor. Bir zamanlar müşterim olan bir borsa simsarının. Öyle mi? Peki nerede, hapiste mi? İşin aslı, Lewisburg’ta. Anlamıştım. Birleşik Devletler Hükümetini dolandırmak üzere komplo kurmak, diyorlar. Ben de alayım, iyi gelir. Frank, neredeydin? Karpuz tarlalarına mı bakıyorsun? İşim vardı. Bölge Mahkemesinin gün sonraki sorgusuna kadar $ kefaletle serbestsin. Sen neden bahsediyorsun? Kurtuldum sanıyordum. Kurtuldun. Ama bir şeyler yapıyor görünmeleri lazım. Frank, şimdi düşüncesizce davranmanın zamanı değil. Toplamam gereken bir karpuz var. Ayrıca, bazı büyük iş teklifleri geliyor. Büyük insanlardan, büyük teklifler. Şimdi onlara ne diyeceğim? İşim olduğunu söyle. Frank. Hey, hoşlarına gitmezse çok da umurumda. Tamam mı? Wiley! Vincent, sanırım başaracağız. Tembellik etmesini önleyebilirsek. Teşekkürler. Hey, birileri işten sonra soğuk bira içmekten mi bahsetti? Sen olmayasın? Elbette. Ismarlıyor musun? Aynen öyle. Bir hafta içinde zengin bir adam olacağım. Hey Larry, sen ve eşin geliyor musunuz? Oh, hayır. Hanımla benim yapacak daha önemli işlerimiz var. Yatacağız. O kadar enerjin kaldıysa, doğru tarlaya. İyi geceler. Hangi cehenneme gidiyor bu? Bir kamyon çarpmış olmalı. Ya da onun gibi bir şey. Onu beklemeyi düşünüyor musun? Yolun karşısında bir ceset varken mi? Yardımcısıyla konuşalım. Tamam. Hadi, dışarı çık. Onu da çıkar. Dışarı çık! Nerede o? Bilmiyorum. Evde sanıyordum. Hayır! Nerede o? Bilsek, sana söylerdim. Onu da getirin. Onlara sor. Amigolar! Patronunuzu arıyoruz. El jefe. Nerede olduğunu kim söylemek ister? Bir şey bilmiyorlar. Boşa zaman harcıyoruz. Artık burada çalışmadıklarını söyle. Artık burada çalışmıyorsunuz. Derhal arabalarınıza binip, buradan gitmek için iki dakikanız var. Biz Konuşmaya devam edersen, kafanı patlatırım. Gidelim. Pekala çocuklar, hadi. Adam bayağı iş yapmış. Öyle. Biliyorsun, tüm isteğinin karpuzlarını halletmek olduğunu söylemişti. Adamın karpuzlarını halledin. Onu duydunuz. Karpuzları halledin. Devam edin. Sarışın ve mavi gözlü müydü? Sarışındı, çoğu zaman. Hiç saçına bigudi sarar mısın? Arada bir. Neden? Eski karımı düşünürken, onu hep bigudili hayal ederim. Hep saçıyla oynar dururdu. Yıkardı, falan. Çocuğun var mı? Bir kızım var. Yedi yaşında. Onu özlüyor musun? Onu iki yıldır görmedim. Los Angeles’a taşındılar. Onları düşünüyor musun? Hayır, seni daha iyi tanımam gerektiğini düşünüyordum. O zaman ben bir başvuru formu doldurayım. Bir oku, bakalım geçecek miyim? Yine haşinsin. Şu var ki, sen çok güzel bir kızsın. Benimle yatmak istiyorsan, neden söylemiyorsun? Söylemek istemiyorum, yapmak istiyorum. Gel hadi. Lavaboya gitmem gerek, kilitli değilse tabii. Kilitliyse, kapıyı kırarım. Nasılsın, ahbap? İyi misin? Sana bir şey söylemek için uğradım. Belki de zaten biliyorsun. Ama emin olmalıyım. Seni öldüreceğim. Hey, orada iki polis var. Evet. Yoksa şimdiye dek ölmüş olabilirdin. Bu büyük olay ne zaman gerçekleşecek? Ne fark eder? Yarın. Haftaya. Polis karakolunun bodrumunda saklanabilirsin. Ama seni halledeceğim, bebeğim. Belli ki senin gözüne girmeye çalışmak işe yaramıyor. Hey, neden polis çağırmıyorsun? Işık açık kalmış. Nancy! Karımı ve çocuklarımı kayınvalideme götürdüm. Polisle konuştun mu? Tabii. Sorular sordular. Ama ne söyleyebilirdim ki? Bazı adamlar geldiler. Kim olduklarını bilmiyorum. Gidin ya da kafanızı patlatırız, dediler. İşte böyle. Benim için bir şey yap. Bu malı götür. Onu otobüs durağına bırak. Ne demek, bir şey? Geri gelip, lanet şeyin hepsini toplatacağım. Hayır, bu iş bitti Larry. Birçoğu hala iyi durumda. Evet, Larry bu malı götürecek. Seni de şehre bırakacak. Oradan bir otobüse atlarsın. Neden? O adam, Renda, geri gelecek. Senin burada kalman için bir sebep yok artık. Hazırlan. Hey, Vincent. Üzerine ateş açılan bir arabada bulundum ben, yanımdaki adam öldü. Bir seferinde, bizi ezmeye çalışan bir kamyon tarafından kovalandık. Bir köyde, üzerimize bomba atıp her şeyi havaya uçurdular. Bana göz kulak olacak birine ihtiyacım yok. Vincent beni burada istemiyorsan, bu farklı bir şey. Seni burada istemiyorum. La Junta otobüsü burada hep durur. Kaçıracağım diye endişelenme. Teşekkürler, Larry. Sana iyi şanslar. Nancy, daha sonra bizi görmeye gel, olur mu? Bu Majestyk değil, Larry Mendoza. Evet, tanıdım. Çocuk benim sözümü dinlememiş. Hey, Larry. Sana gitmen ve geri gelmemen söylendi, öyle değil mi? Yalnızca arkadaşıma, bir kaç karpuzun teslimatında yardım ediyordum. Kaçmak için bir şansın vardı ama kullanmadın, değil mi? Şu karpuzlardan kurtulayım, hemen gidiyorum. Beni bir daha görmeyeceksin. Yapma, Larry. Yemin ederim. Sadece onun çalışanıyım, o kadar. Bu doğru. Larry Mendoza için. Ameliyattan sonra onu muhtemelen alacakları odayı söyleyin. Nerede o? Şurada. Depo görevlisi bir şey görmemiş. Arabayı bile görmemiş. Ona ne yapmışlar? Bacaklarını kırmışlar. Üzgünüm. Selam, Larry. Çok üzgünüm, dostum. Vincent. Larry, kimdi onlar? Tanıyor musun? Kim olduklarını biliyor musun? Evet. Dün gece gelen adamlar. Ve Bobby Kopas. O da vardı. Bunların şakası yok. Bana bunu yapan seni öldürür! Daha iyi hissetmemi mi istiyorsun? Kaç, git. Bir yerlere saklan. Bunda yanlış bir şey yok. Şurası kesin ki sen öleceksin. Majestyk, kiralık adamın için üzüldüm. O yalnızca kiralık bir adam değil. Dün akşam, bir şerif yardımcısı öldürüldü. Ezilmiş veya öldüresiye dövülmüş. Göçmenlerin gitmesiyle aynı zamanda sayılır. Yerlerini bulup, onlarla konuşmak istiyoruz. Onun yerine neden Frank Renda’yla konuşmuyorsunuz? Denver polisi evini gözlüyor. Oraya gitmemiş. Nerede olduğunu bilmiyoruz. Hiç bir şeyi pek bilmiyorsunuz zaten. Benden uzak turun. Biz çekilirsek ne olacağını biliyorsun. Siz etrafımdayken neler oldu bir bakalım. Şu ana kadar; ekibimi kaçırmayı, karpuzları kurşunlamayı arkadaşımın bacaklarını kırmayı ve sizin şerif yardımcılarından birini öldürmeyi başardı. Sakın bana polis korumasından falan bahsetme. Kahramanlarını mülkümden uzak tut! Ölürsen karpuzlarını toplayamazsın ama. Ölürsem bunun pek önemi olmaz, değil mi? Sen bilirsin. Tek başınasın. Teğmen, en başından beri tek başınaydım zaten. Gerçekten çekiliyor muyuz? Bırakalım öyle düşünsün, ne olacağını görelim. Kamyonetin yanında. Gördün mü? Nerede? Kahretsin, bir saniye önce oradaydı. Eve mi girdi? Öyle olmalı. Meksikalı kız içeride. Diğer adamların nerede? Evin diğer tarafındalar. İzlemeye devam et. Ben gidip Frank’e neler olduğunu anlatayım. Pek bir şey olmuyor, gördüğüm kadarıyla. Sonny oğlum, gözlerini açıp, ağzını kapatmayı denersen bir şeyler görebilirsin! Ne düşünüyorsun? Bilmiyorum. Ama şunu söyleyebilirim. Endişeye lüzum yok. Kamyoneti orada. Öyle mi dersin? Sen ne halt ediyorsun burada? Otostop çekip, geri geldim. Dışarıda silahlı bir sürü adam var. Eve girdiğini gördüler mi? Bilmiyorum. Ben kimseyi görmedim. Sanırım benden kurtulamadın. Evet, elbette.

Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 2

soguk kanlı hayvanlarSoğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 2, Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 2 Belgeseli, Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 2 izle

Soğuk Kanlı Hayvanlar Bölüm 2 talim uçağı. Güzel, güzel. Gidelim. Komutanım, şu anda arabada, Washington’daki istihbarat ofisimizden bir keşif uzmanı ile beraberim. İzin verirseniz, efendim bu talim uçağını alıp, düşman havaalanını görmek istiyoruz. Hey, evlat, bu uçakta hiç silah yok. Bu intihar demek. Başka seçeneğim yok. Bayanlar ve baylar her tarafta askerler denizcilerle, denizciler denizcilerle kavga ediyor. Tam önümde sarışın bir afetin uçtuğunu görüyorum. Gördüğüm heryerde ama heryerde tam bir curcuna var. Temel Reis’in Kabasakal’a yaptığının aynısını, ben de sana yapacağım. Radyoyu duymuyor musunuz? Kafanı koparacağım. Adamlarım orada birbirleriyle kavga ediyor. Dayanamadığım tek birşey varsa o da Amerikalılar’ın Amerikalılar’la kavga etmesidir. Jones! Emredin, komutanım? Yanımda savaşmak istiyor musun? İstiyorum, komutanım. Baylar, takımlarınızla silahlarınızı alın ve çıkmaya hazırlanın. Acele edin! İkişerli! Gidelim! Jones, nakil kapağı. O da nesi, çavuş? Arka kapı, Ogden! Foley, benzin pompaları, dolum bir. Benzin pompaları, dolum bir. Ve iki. Ve iki. Benzin pompaları kullanımda. Manyetolar, kıvılcım bir. Manyetolar, kıvılcım bir. Ve iki. Pekala, Marş dinamosunu çalıştırın. El frenini indir. Kanatçıklar yukarı. Rüzgar ayarı. Hazırız. Telsiz açık. Tanrı aşkına! Ne? Bu şeyin telsizi yok! Albay, bu şeyin telsizi yok! Ne telsizi? Bunda telsiz yok! Yukarda olduğumu Müdahale Kumanda Merkezi’ne bildirmek zorundayım! Kıçı kaptırmak istemiyorum! olsun, evlat, Müdahale Kumanda Merkezi’ni arayamazsın! Bu uçağın telsizi yok! Telsizi olmadığını biliyorum! Telsizi yok, biliyorum ama benim telefonum var. Merak etme! Senin için onları ararım! Telefonunuz var. Peki. Git! Harika! Üstlerine bombaları yağdır, evlat! İşte bu! Düz git, evlat! Oh, hayır. Hey! Dikkat et, evlat! Dikkat et! Hey! Sağ ayağını frenden çek, evlat! Loomis, gösteriş yapmayı kes! Hey! Hadi! Eğil! Hey! Evlat! Yanlış tarafa gidiyorsun! Takviye güç isteyin ve herkes oraya gitmeye hazır olsun. Sıraya gir! Selamdur! Tam gaz ver, maksimum güç, geri dönüş noktasını geç. Kuleye çarpacaksın! Iskaladık. Burası S.L.P. Beni duyuyor musunuz? Müdahale Kumanda Merkezi, ben Albay Maddox. Alo? Tanrım, bağlantımız koptu. Sen hiç filsineği gördün mü? Şey, atsineği gördüm. Ben bir ejdersineği (yusufçuk) gördüm. Ben de bir evsineği (karasinek) gördüm. Ben bunların tümünü gördüm. Ayakta bir fıstık gördüm ve bir lastik band(o) sesi duydum. Göz kırpan bir de iğne deliği gördüm. Bir filsineği gördüğüm zaman herşeyi de görmüş olurum. Neden bahsediyorsun, evlat? Bir filsineği gördüğüm zaman diyorum. Komutanım. Caddede ortalık birbirine girdi, komutanım. Yapan kim? Askerler ve denizciler. Ve parlak çocuklar. Parlak çocuklar mı? Evet, komutanım. Bu polisi ilgilendiriyora benziyor. Polis, Kıyı Devriyesi, Askeri Polis. Onlar bu işi halletsin. Ben Japonlarla ilgileniyorum. Hepsi bu kadar, çavuş. Emredersiniz, komutanım. Ve gülmekten öleceğimi sandım. Herşeyi de görmüş olurum. Çekil oradan. Perdeyi göremiyorum. Sen, ilerdeki, eğil. Rahatına bak, filmi seyret. Bir filsineği gördüğüm zaman herşeyi de görmüş olurum. Bir filsineği gördüğüm zaman. Albay Maddox! Bir uçak yaklaşıyor, komutanım. Ateş etmeyin. Geçsin. Ateş etmeyin. Geçsin. Ateş etmeyin. Ateş etmeyin. Bacağım. Kendine gelemeyecek! Hadi, kendine gel. Kendine gel, kendine gel! Havaalanı personeli! Ne manyak biri bu böyle? Ne manyak bi yer böyle? Hadi! Kendine gel, seni moron. Şimdi değil, Winowski, seni yerinde duramayan geri zekalı. Hadi Tehlike yok, komutanım! Kendini tanıt! Yüzbaşı Vahşi Bill Kelso, Birleşik Devletler Ordusu Özel Hava Birliği. Ben hangi cehennemdeyim? Barstow. Nereden geliyorsun? San Francisco. Birbuçuk gündür bir Japon filosunun peşindeyim. Fresno üzerinde bir yerlerde onları kaybettim. Ben Illinois Olene’denim.. Zor be! Buralarda hiç Japon gördünüz mü? olsun, evlat, her yerdeler. Pomona’da gizli bir hava üsleri var. Hepsinin geldiği yer orası. Pomona. Ne tarafta bu Pomona? Şu tarafta. L.A’a doğru. Fırlat! Toz olun! Hadi! Gidin! Benim adım Vahşi Bill Kelso, sakın bu adı unutmayın. Duymayı istediğim bu işte, evlat! İşte bu! Makinalılarını dinlet bana! Makinalılarım mı? Sesinin neye benzediğini bilmek istiyorum. Dinlet onları bana! Vaya con Dios (Tanrı yardımcın olsun) dostum! Hollywood’a ve zafere! Bu şey bir B olmasa da hiç fena gitmiyor. Ama daha çok yol var mı, Loomis? Yani sence uzun süre havada kalabilir mi? Elbette. Henüz çeyrek depodan azını kullandık. Bak. Zaten Riverside su havzalarının üzerindeyiz şu anda. Alarm, alarm! Riverside ilçesi su havzası devriyesi. Kod adı, Çilek. Üç tek motorlu hava aracı. Çilek beş mil kuzeydoğuda üç tek motorlu hava aracı duydu, yüksek irtifada, batıya gidiyor. Çilek, sektör ‘de. ‘deki uçak için geçiş izni yok. Tekrarlıyorum, geçiş izni yok. Görsel bilgi istiyoruz. Görsel bilgi mevcut değil. Hava taşıtı ile telsiz bağlantısı deneyin. Mandalina, uçağın batıya ilerlediğini doğruladı. Bütün birimler, dikkat! Sarı alarm! Tekrarlıyorum, sarı alarm! Senin ihtiyacın olan şey küçük bir içki. Şimdi sana bi tane İşte onlar, beyler! Hadi yakalayalım! Olamaz! Ne halt ettiğinizi sanıyorsunuz? Japon yardakçıları gibi davranıyorsunuz! Yamamoto’yu beyaz saraya mı yerleştirmek istiyorsunuz? Düşman tüm Avrupa’yı bir balçık gibi kaplıyor. Buna inanamıyorum! Amerikalılar, Amerikalılar’la kavga ediyor! Savaşacağımız barbarlar var! Bakla, doğuda uçak motorları duyduğunu bildiriyor. Yüksek irtifada, batıya ilerliyor. Bakla sektör ‘de. ‘de geçiş izni yok. Telsiz teması sağlayın. Telsiz teması negatif. Uçak cevap vermeyi reddediyor. Yerel havaalanında aktivite negatif. Maviye geçelim. Mavi alarm. Evet, bayanlar baylar, Los Angeles şehir merkezinde bulunan Kristal Balo Salonu’ndaki bir akşam eğlencesi daha sona erdi. Umarım bu akşamki programı beğenmişsinizdir. Böylesine unutulmaz anlar yaşattıkları için, tüm askerlere teşekkür etmek istiyorum. Belki ilerde buraya zencileri de davet edebiliriz ve burada kargaşa çıkarma yarışması düzenleyebiliriz. Wally! Ben Sal Stewart, umarım iyi vakit geçirmişsinizdir. Birazdan sokağın hemen karşısında boogiewoogie yapmaya başlıyoruz. Bu kanalı dinlemeye devam edin. Gelecek hafta, biz yine buradayız. Umarım sizi eğlendirebiliriz. Oh, olamaz! Stretch! Hay allah! Hey, sen! Şunu aklınıza iyi sokun: Japonlar teslim olmazlar ve teslim de almazlar. Düşündükleri tek bir şey vardır. Ne olduğunu biliyor musun, denizci? Öldürmek. Hayır! Bu doğru. Sizi öldürmek, ailelerinizi öldürmek! Ailelerinizi, annelerinizi, sevdiklerinizi, evdeki hayvanlarınızı öldürmek, ve dünyayı fethedene dek öldürmeye devam etmek! Ve bunu başardıklarında Wally! özgürce düşünemeyecek, tanrıya istediğiniz gibi ibadet edemeyeceksiniz. Artık ana caddede rahatça yürüyemeyeceksiniz. Stretch! Stretch! Hey, bayan, ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Stretch! Noel Baba’ya bakın. Sevimsiz mi? Hayır! Japonlar’ın Noel Baba’ya inandığını mı sanıyorsunuz? Hayır! Noel yemeğinde hindi yerine, çiğ balık kafası ve pirinç yemeye ne dersiniz? Hayır! Sizce Almanlar Walt Disney’e inanıyorlar mı? Eveet! Peki, Fransa’daki yıldırım saldırıları yapan Micky Fare miydi? Hayır! Polonya’daki Pluto muydu? Oh, kusura bakmayın! Ya da Pearl Harbor’daki Donald Duck mıydı? Hayır! Vakit dünyayı özgür kılmanın ya da onu kaybetmenin vaktidir! Ya kazanacağız ya da bu uğurda öleceğiz! Donna, kesecek misin şunu? Uçağı kullanmaya çalışıyorum. Sorun nedir? Daha havalanmadın ki. Sen neden bahsediyorsun? Pencereden baksana. Elbette havadayız. Ben havamdayım, ama sen değilsin. Devriye, Karnabahar, öğlen uçağı, batıya gidiyor. Sektör . L.A’a doğru gidiyorlar. Görsel bilgi ne oldu, komutanım? Boş ver görsel bilgiyi. Japon bunlar. Kırmızıya geçelim. Los Angeles için kırmızı alarm. Kırmızı alarm. Elbetteki bu savaşı biz başlatmadık, ama, tanrının yardımıyla, onu biz bitireceğiz. Japonlar. Japonlar. Tam zamanı! Şu iğrenç barbarlara ne yapabileceğimizi gösterelim! Yola çıkmaya hazırlanın. Foley, gidelim. Gene ne oldu? Sen! Selam, Stretch! Ward! Bu gürültü de ne? Scioli’ler parti mi veriyor? Albay! Bir Amerikalı. İstila. Japonlar. Joan! Saldırıyorlar! Evet, Winchester. Annenede ki Anne, babamın boğazına birşey takıldı! Ne oldu, tatlım? İstila! Şuraya biraz projektör tut. İşe başlıyoruz. Pekala, sizi g*t kafalılar. Sıraya girin! Dikkat! Yüksek rütbeli subay, Çavuş. General Stilwell. Ne kargaşa. Ortalığı bok götürüyor! Mekanize Çavuş Frank Tree Bressler! çarpışma için görev başında, komutanım! Müdahale Kumanda Merkezi’ni bulun bana. Buralarda telefon var mı? Sinemada, komutanım. Bağlantı kurun. Çavuş! Emredin, komutanım! Bu bölgeyi emniyete alın. Bir blokluk çevre planını verin bana. Emredersiniz, komutanım! Hareket planımız nedir, komutanım? Şu bir bloğu koru. Bir bloğu koruyabilirsin, değil mi? Sessiz. Fazla sessiz. Hedefe hala varmadık mı, Loomis? Varmak üzereyizşeyi geçer geçmez tepeleri. Bunu duydun mu? Evet. Daha it. Oh! O*rospu çocuğunu gördüm. Peşinden gidiyorum! Devam et, Loomis! Oh, devam et! Bu bir kamikaze uçağı! Gördüm onu, gördüm onu! Nerede? Devam et! Devam et! Hadi! Devam et! Tabelayı vuracağım! Boş ver tabelayı. Devam et. Çok iyi. Oh, Tanrım. Daha önce bunun gibisini hiç hissetmemiştim. Haklısın. Japon olduğumuzu sanıyorlar. Çocuklar neye ateş ediyorsunuz? Bilmiyorum. Onlar neye ateş ediyorlarsa! Tamam, hadi gidelim! Tanrım, şimdi başım belada işte! Şimdi başım belada! Donna! Oh, Tanrım, herşey yoluna girecek. Kes şu çocukça hareketleri! Donna! Düzelt şunu! Akşam yıldızları Kocaman ve parlak Çavuş, hava saldırısı sırasında karartma yapılması gerekmez mi? Bu ışıklar neden yanıyor? Birileri işini yapmıyor olmalı. Onları bizim söndürmemiz gerekecek. feet ilerleyin, soldaki pano! Pozisyon alın! Şu panoyu söndüreceğim. Ev gibisi yok. Ev gibisi yok. Evlat, tüm dünyada bu işi yapanları seyrettim ama ayaklarını senin kadar ustaca kullananını görmedim. Sadece şurayı imzala. Yedi yıllık kontrat. Betty nerede? Betty nerede? Şu tarafa gitti. Bekle! Hey, bekle! Hey, sen! Sen! Şeritleri olan! Bi iyilik yap da, cephanemi toplamama yardım et! Tamam, peki! Çok sağol, ahbap. Tamam, hadi ileri! Dumbo’daki yöntemi izleyeceğiz! Dikkat et! Uhh! Askerlerim! Çavuş? Askerlerim! Tomilerim! Detroit demokrasinin cephaneliğidir. Kafasına çarptı. Hep kırılgan bir kafası vardı. Ne yapacağız? Şimdi beni terk edemezsin, çavuş! Ne yapacağımızı söyleyeyim: Eve gideceğiz, bu tanka tırmık izleri çizeceğiz, çavuşu yatağa koyacağız ve bu akşam olanları unutacağız. Bence Şu ışıkları hallet, ufaklık! Işıkları halletmemi istedi benden. Sokaktaki kargaşayı görüyor musun? Bunun cezasını çekmek istemiyorum. Bu, sabah süper dans eden çocuk. Evet, biliyorum; ama onun şeritleri var. Ne yapacağız, Çavuş? Peki. Hadi şu ışıkları halledelim! Al bakalım, Japon! Al bunu! Busavaş. Angelo, çabuk ol! Kocam delirdi! Okyanussan gelen Japonlar gördüğünü söylüyor! Ye bakalım kurşunuyamuk. Emrinizdekilerden biri kamikazeleri gördü mü? Hayır, ama onlara ateş ediyoruz. Şunu bi düşün: Bombalar! Hiç bomba sesi duymadım! Ta Asya’dan buraya geldilerse birkaç da bomba getirdiklerini düşünmüyor musun? Bilmiyorum, komutanım, ama Ama hiç yok! Bombasız hava saldırısı yapamazsın! Hadi! Uç! Uçabilirsin! Donna, bunun için endişelenme! Yapacağım en son şey olsa da bu bebeği aşağı indireceğim. Sayonara, enayi! Donna, iyi misin? Neredeyiz? Kapı ne tarafta? Neredeyiz?